"Madem hayat-ı ebediye burada kazanılacaktır,..", "Dünya ahiretin tarlasıdır." gibi ifadeler ile "İnsan ameliyle cenneti kazanamaz." ifadesi tezat gibi duruyor; açıklar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Cennet amellerin karşılığı değildir, Allah’ın lütfudur, fazlıdır. Cennet imanın karşılığı, oradaki dereceler ise ibadetin mükâfatıdır. Allah cennet nimetini amele şart koşuyor. Cennetin amelimize şart koşulması, bire bir onu hak etmiş olduğumuz manasına gelmiyor.

Mesela, cömert ve zengin bir adam sırf merhametinden muhtaç ve fakir bir adama; "Sen benim şu küçük işimi yap, ben sana büyük bir hazine vereceğim." der. O fakir adam da gider o küçük işi yapar, o zat da ona vaad ettiği hazineyi hak etmediği halde hediye eder. Şimdi adam kalkıp, "Ben bu hazineyi anlımın teri ile kazandım." diyerek, o cömert adamın faziletini ve lütfunu inkâr etse, nankörlük etmiş olur.

Aynen bunun gibi, insanın ameli de cennete girmesine bir vesiledir, ama hak edilmiş değildir. Sırf Allah’ın fazlıdır. İnsan bunun şuurunda olmaz ise, ameli yüzüne bir paçavra gibi atılır. Cennetin amellerin bir karşılığıymış gibi gösterildiği ifadeler bu şarta matuftur. Bu şartı ne kadar güzel yaparsak, Allah’ın fazlı da o nisbette güzel olur. Yani cennetin içindeki makamların ve nimetlerin artması bu şartın ifasına göre şekilleniyor. Bu da haliyle sanki cennet ve içindeki makamlar bizim ibadetimizin bir neticesi, bir ücreti imiş gibi zannediliyor.

Üstad Hazretleri şöyle buyurmaktadır:

“Bak Cenab-ı Hakk'ın fazlına ve keremine: Seyyieyi bir iken bin yazmak, haseneyi bir yazmak veya hiç yazmamak adalet olduğu halde, bir seyyieyi bir yazar; bir haseneyi on, bazan yetmiş, bazan yedi yüz, bazan yedi bin yazar."(1)

“Seyyiât, tahribât nev’inden olduğu için, insan bir seyyie ile çok tahribât yapabilir. Müthiş bir cezaya kesb-i istihkak eder; bir kibrit ile bir evi yakmak gibi. Fakat, hasenâtta iftihâra hakkı yoktur; onda, onun hakkı pek azdır.”(2)

Cenâb-ı Hak fazlından ve kereminden, günahları bir yazmakta, sevapları ise on, yetmiş, yedi yüz, yedi bin yazmaktadır. Mizanda bir müminin sevapları ağır geldiğinde, bunun mühim bir sebebi sevapların kat kat yazılmış olmalarıdır. Bundan dolayı bir insan “İşlediğim sevaplar daha ağır geldiği için cenneti kazandım” diyemez. Çünkü işlediği bir sevap bir yazılsaydı, o saadet diyarına gidemeyebilirdi.

Kaldı ki, insanın işlediği sevaplarda hakkı pek azdır. Misal olarak en büyük ibadet olan namazı ele alalım. Namazı kılmamız için, öncelikle, vaktin girmesi lazımdır. Namaz vaktinin gelmesi için de dünyanın dönmesi gerekir. Bunda hiçbir hissemiz yoktur.

Okuduğumuz Kur’ânı Allah inzal etmiş, ona muhatap olan aklımız, onu tilavet eden dilimiz, üzerinde namaz kıldığımız zemin, secde mahâllimizi gösteren ışık, okumak için aldığımız nefesler hep Allah’ın ihsânıdır. Bizim hissemiz sadece emre uymak ve namaz kılmaya meyletmektir. Bundan ötesi hep Allah’ın ihsanıyla ve yaratmasıyla tahakkuk etmiştir.

Mesela, tarlasındaki mahsulün zekatını veren kişinin, bundan hissesinin ne olduğuna bakalım. O mahsulün, vücuda gelme sürecince bulut, güneş, toprak, hava, su gibi binlerce sebep vazife görüyor. İnsan, sadece Allah'ın donattığı tohumu ekip, Allah'ın yarattığı tarlasını suluyor; onu da yine Allah’ın verdiği güç ve kuvvet ile yapıyor.

Aşağıdaki soru cevaplara da bakılabilir:

- "Ubudiyet, mukaddeme-i mükâfat-ı lahika değil, belki netice-i nimet-i sabıkadır." cümlesini açıklar mısınız?

- Neden İbadet Ediyoruz (Video)?

- Ücretimizi Peşin Almışız (Video).

Dipnotlar:

1) bk. Sözler, Yirmi Üçüncü Söz, İkinci Mebhas.

2) bk. age., Yirmi Altıncı Söz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...