"Semâvât zemine gıpta eder ki, zeminde hâlisen lillâh sohbet ve zikir ve tefekkür için, bir-iki adam, bir-iki nefes, yani bir-iki dakika beraber otururlar." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Hem mütefekkirâne o çeşit sohbet-i imaniye, zemin yüzünün bir manevî ziyneti ve medar-ı şerefi olduğuna işareten biri demiş:
آسْمَانْ رَشْكْ بُرَدْ بَهَرْ زَمِينْ كِه دَارَدْ
يَكْ دُوكَسْ يَكْ دُو نَفَسْ بَهْرِ خُدَا بَرْ نُشِينَنْدْYani, semâvât zemine gıpta eder ki, zeminde hâlisen lillâh sohbet ve zikir ve tefekkür için, bir-iki adam, bir-iki nefes, yani bir-iki dakika beraber otururlar, kendi Sâni-i Zülcelâlinin çok güzel âsâr-ı rahmetini ve çok hikmetli ve süslü âsâr-ı san’atını birbirine göstererek Sânilerini sevip sevdirirler, düşünüp düşündürürler." (1)
Bu mevzu ile alakalı birkaç şey söylenebilir, şöyle ki:
1. Bu ifadenin başında geçen; "Hem o dersi dinleyenler yalnız insanlar değil. Cenab-ı Hakk'ın zîşuur çok mahlûkatı vardır ki, hakaik-i imaniyenin istimaından çok zevk alırlar" cümlesi, Allah'ın insanlara bahşettiği mârifetullah dersinin çok yüksek olduğunu beyan ediyor. Bundan dolayı melekler bu hususiyete gıpta edermiş.
2. Hz. Âdem (a.s)’ın üstünlüğünü göstermek makamında, Cenab-ı Hak meleklere eşyanın isimlerini ve dolayısıyla Allah’ın o eşyada tecelli ettirdiği isimlerini bildirmiştir.
Üstad Hazretleri bu hususu İşaratü'l-İ’caz eserinde şöyle ifade etmektedir:
“وَعَلَّمَ اٰدَمَ اْلاَسْمَاۤءَ كُلَّهَا Yani, Cenâb-ı Hak, Âdem’i (a.s.) bütün kemâlâtın mebâdisini tazammun eden âli bir fıtratla tasvir etmiştir ve bütün maâlînin tohumlarına mezraa olarak yüksek bir istidatla halk etmiştir ve mevcudatı ihata eden ulvî bir vicdan ve ihatalı on duyguyla teçhiz etmiştir ve bu üç meziyet sayesinde, bütün hakaik-i eşyayı öğretmeye hazırlamıştır, sonra bütün esmâyı kendisine öğretmiştir.”(2)
Buradan da anlaşılıyor ki, bu yüksek istidadın sahibinden meleklerin öğreneceği çok şeyler vardır. Bunun için etrafında âdeta gezerler. Bundan dolayı da gıbta etmektedirler.
İnsanın Cenab-ı Hakk’ın yanındaki şerefi o kadar büyüktür ki, bütün meleklerin ona secde etmesini emretmiştir. Bu emre itaat eden melekler büyük bir şeref kazanırken, kibrinden dolayı bu emre karşı çıkan şeytan da ebediyen Allah’ın rahmetinden kovulmuş ve lanetlenmiştir.
Meleklerin Hz. Âdem’e secde etmesi, hürmet manasındadır. Melekleri Hz. Âdem’e secde ettiren ilmin üstünlüğü idi. Burada meleklerin Allah’ın emrine en ileri derecede itaati, insanın meleklerden daha üstün bir mahiyete sahip olduğu dersi verilmektedir.
3. Allah için sohbet olduğunda, bu sadece orada olan insanlara mahsus kalmayıp ihlas kuvvetine göre tüm kâinatta işitilip değer kazanabilir. Üstad Hazretleri bu konuda şöyle buyuruyor:
"Hava unsurunun yüksek ve ehemmiyetli bir vazifesi اِلَيْهِ يَصْعَدُ الْكَلِمُ الطَّيِّبُ âyetinin sırrıyla, güzel ve manidar ve imanî ve hakikatlı kelimelerin kalem-i kaderin istinsahıyla ve izn-i İlahî ile intişar etmesiyle bütün küre-i havadaki melaike ve ruhanîlere işittirmek ve Arş-ı A'zam tarafına sevketmek için kudret-i İlahî kaleminin mütebeddil bir sahifesi olmaktır."(3)
İnsanın ihlaslı kelimelerinin bu muazzam durumunu da melekler gıbta etmektedirler.
4. İnsanlar, nefis ve şeytana rağmen, Allah'a ibadet edip, O’nun asârını tefekkür yapabilmeleri ve bunu diğer insanlara aktarabilmeleri de meleklerin gıbtasına vesile olmaktadır. Çünkü melekler, şeytanın ve nefsin desiselerine muhatap olmadan bunu yapmaktadırlar. İnsanlar ise bu dehşetli düşmanlara rağmen muzaffer olmaları çok yüksek makama vesile olmaktadır.
5. Makam ve sevap dediğimiz şey melaike ve ruhaniyatta olmadığından, bu hususiyet kemaliyle insanda tecelli ettiğinden gıbtaya vesile olmaktadır.
6. Tebliğ dediğimiz hâdise, her ne kadar Cebrail (a.s) gibi meleklerde de olsa bile, insandaki tebliğ; iman, itikad, Allah'ın varlığı, birliği ve marifetine yönelik olduğundan ve tebliğ edilen kişilerde de inanmama ve inkâr etme durumu olabileceğinden meleklerin tebliğinden farklıdır. Bu noktadan insanın bu manadaki tebliğ şerefi melekleri gıptaya sevk etmektedir.
Bu manalara yine bu bahsin başında geçen "Hem mütefekkirane, o çeşit sohbet-i imaniye, zemin yüzünün bir manevî zîneti ve medar-ı şerefi olduğuna işareten biri demiş: ..." ifadesi bakıyor. Evet, insanı içinde misafir eden Küre-i Arz, küçüklüğüyle birlikte koca semavata denk tutulmuştur. Çünkü mü’min insanların amelleri çok şerefli olduğu için, arzın da bu şereften hisse aldığı ve semavata denk olduğu için Kur’an çok yerde رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ “Göklerin ve yerin Rabbi.” (Kehf, 18 / 14; Sâd, 38/66; Zuhruf, 43/82; Nebe, 78/37) diyor.
Dipnotlar:
(1) bk. Barla Lâhikası, 214.Mektup.
(2) bk. İşaratü'l-İ'caz, Bakara Suresi 31-33. Ayetlerin Tefsiri.
(3) bk. Emirdağ Lâhikası-II, 64. Mektup.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Yukarıdaki Farisi beytin okunuşunu yazarımısınız
Asuman reşk bured beher zemin,
Ki dared yek du kes yek du nefes,
Behri Huda ber nuşinend.