"Evet, yüz bin peygamberlerin (aleyhimüsselâm) tevatürleriyle ve ihbaratlarının vahy-i ilahiye mazhariyet noktasında ittifaklarıyla..." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Evet, yüz bin peygamberlerin (aleyhimüsselam) tevatürleriyle ve ihbaratlarının vahy-i İlâhîye mazhariyet noktasında ittifaklarıyla ve nev-i beşerden ekseriyet-i mutlakanın tasdik-gerdesi ve rehberi ve muktedası ve vahyin semereleri ve vahy-i meşhud olan kütüb-ü mukaddese ve suhuf-u semaviyenin delâil ve mucizatlarıyla, hakikat-i vahyin tahakkuku ve sübutu bedahet derecesine geldiğini bildi..." (Şualar, Yedinci Şuâ, Ayetü'l-Kübra)

Bir rivayette 124.000 bin başka bir rivayette de 224.000 peygamberin geldiği bildiriliyor.

Peygamber; Allah’ın, kullarına emir ve yasaklarını bildirmek, onlara hakkı ve doğruyu göstermek üzere gönderdiği ilahî elçidir. Kendisine kitap verilmeyen peygamberlere “nebi”, kitap verilenlere ise “resûl” denir.

Peygamberlere ve onlara gönderilen kitaplara iman etmek, imanın şartlarındandır. Peygamberlerin bir kısmına inanıp bir kısmına inanmamak, ya da imanın altı şartından birini inkâr etmek insanı küfre götürür. Çünkü iman bir bütündür, bölünmeyi kabul etmez.

Peygamberlik çalışmakla elde edilmez, o ilahî bir mevhibe, rabbanî bir ihsan ve hususî bir lütuftur. Allah, onu mü’min kullarından ehil gördüklerine ihsan eder ve peygamberliğe seçtiği kulunu buna hazırlar. Peygamberlik vazifesini tevdi edinceye kadar onu her türlü kötülüklerden korur ve bu şerefli makama ehil bir halde yetiştirir.

Bütün peygamberler, vahye mazhardırlar; onların feyiz ve kemalatları kendi kesbleriyle değildir. Bütün enbiyalar Allah tarafından seçilmiş en mümtaz ve en ulvî fıtratta yaratılan şahsiyetlerdir. Cenab-ı Hak, onları her türlü maddî ve manevî kemalatın, saadet ve selametin vesilesi kılmıştır. Bu bakımdan en yüksek bir mertebeye ve medeniyete kavuşmak onlara uymakla mümkündür.

Nübüvvet mühim bir vazifedir. İnsanları irşad ve onlara ulvi hakikatleri tebliğ için peygamberlerin gelmesi vücub derecesinde zaruridir. Cenab-ı Hak, nihayetsiz şefkat ve merhametinden dolayı kullarına doğru yolu göstermeleri için peygamberler göndermiştir. Zira insanların ıslahı ve doğru yola yöneltilmeleri, ancak “İsmet” sıfatıyla muttasıf olarak günahlardan arınmış peygamberlerin rehberliğinde olabilir. Eğer kitap ve peygamber gönderilmese idi, insanlar Cenab-ı Hakk’ın emir ve yasaklarını, neyin helal neyin haram olduğunu bilemez ve sırat-ı müstakimde gidemezlerdi.

Binlerce peygamberin Allah’ın kelamına yani vahye mazhar olması tevatür ve ittifak seviyesine çıktığı için, "Acaba Allah insanları muhatap alıp konuşur mu?" diye bir şüphe ve vehim içine düşmek en büyük bir cehalettir.

Tevatür; yalan olarak söylenmiş bir söz üzerine birleşmeleri mümkün olmayan ve her zaman kendilerine güvenilen kimselerin bir hakikati bildirmeleri ve o mesele hakkında ittifak etmeleridir.

Bunun yanında peygamberlere verilen mukaddes kitaplar ve sayfalar da vahyin ikinci kuvvetli ve mütevatir bir delilidir. Vahiy ve peygamber, Allah’ın Kelam sıfatına kuvvetli iki delil oluyorlar.

Bir kimsenin varlığının en büyük delili, onun konuşmasıdır. Vahiy ve peygamberler de Allah’ın kelamına mazhar olma noktasından, Allah’ın varlığına ve birliğine en büyük iki delil oluyorlar.

Allah’ın varlığı ve birliği konusunda şüphe içinde olan insanlara Allah, âdeta peygamberler ve vahiy vesilesi ile "Ben burdayım ve sizin tek ilahınızım" diye hitap etmektedir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...