Siyah Dutun Bir Meyvesi'nin İzahını Yapar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

O mübarek dut başında Eski Said, Yeni Said lisanıyla söylemiştir.

"Muhatabım Ziya Paşa değil, Avrupa meftunlarıdır. / Mütekellim nefsim değil, tilmiz-i Kur'ân namına kalbimdir."

Osmanlının son dönemlerinde ortaya çıkan Batılılaşma cereyanı kast ediliyor. Bu cereyana kapılanlar Avrupa’nın müsbet terakkilerinden çok, Batı'nın hayat tarzını taklide çalışmışlardı. Bunlar, tarihte de Jön Türkler olarak bilinirler. Ziya Paşa müsbet mânada Avrupa’yı örnek aldığı için Üstad Hazretleri onu diğerleri içinde değerlendirmiyor. Onları kendi nefsi adına değil, Kur’ân adına tenkit edeceğini de baştan ifade ediyor.

"Geçen Sözler hakikattir, sakın şaşma, hududundan hazer aşma. / Ecânip fikrine sapma, dalâlettir kulak asma, eder elbet seni nâdim."

Bu konudan önce zikredilen imana ve Kur’ân’a dair sözler, yani Risale-i Nur’lar hakikattir. Avrupayı taklit adına, Kur’ân'dan şaşma, onun sınırlarını zorlama. Ecnebi olan Batı medeniyetini kendine rehber yaparsan, sonunda hem dünyada, hem âhirette pişman olursun.

"Görürsün en ziyâdârın, zekâvette âlemdârın, / O hayretten der daim: "Eyvah, kimden kime şekvâ edeyim, ben dahi şaştım!"

İş işten geçtikten, hem dünyada hem âhirette rezil ve rüsva olduktan sonra, o zaman görürsün Batı medeniyeti ziya mı veriyor, zulmet mi!.. Burada o dönem aydınlarının kafa karışıklığına işaret ediliyor.

"Ecanip" kelimesi ile işaret edilen şey, vahye bedel aklı merkeze alan felsefedir.

Semavî vahyi bırakıp aklı esas alan felsefenin peşine takılırsan, küfür ve şirk karanlıkları içinde şaşkın bir şekilde yolunu kaybeder cehenneme yuvarlanırsın. Bu da nihâyetinde insanın en büyük pişmanlık sebebidir.

"Kur'ân dedirtir, ben de derim, hiç de çekinmem. / Ondan Ona şekvâ ederim, sen gibi şaşmam."

Bu mısrada, "şikâyet, merciine yapılmalı" deniliyor. Yani İslam âleminin meselelerinin ve şikâyetlerinin çözüleceği merci Batı medeniyeti değil, Kur’ân'dır. Ben derdimi ancak Kur’ân hekimine anlatırım diyor.

"Haktan Hakka feryad ederim, sen gibi aşmam. / Yerden göğe dâvâ ederim, sen gibi kaçmam."

Feryadımı ve çaresizliğimi ancak Hakka, yani Kur’ân’a bildiririm ve çareyi orada ararım. Sizin gibi yanlış yerlerde gezinmem, hakikate gözümü kapamam.

"Ki, Kur'ân'da hep dâvâ nurdan nuradır, sen gibi caymam. / Kur'ân'dadır hak hikmet, isbat ederim, muhalif felsefeyi beş para saymam."

Her şeyin çaresi ve reçetesi Kur’ân'dır ve Kur’ân'dadır. Davamı ona götürürüm, onda hallederim. Yoksa kısa ve karanlıklı aklın mahsulü olan felsefe benim kurtuluş yerim ve yönüm değildir. Hakkın ve hakikatin Kur’ân'da olduğunu da ispata hazırım.

"Furkandadır elmas hakikat, dercan ederim, sen gibi satmam. / Halktan Hakka seyran ederim, sen gibi sapmam."

Kâinatın hakikatlerini ve sırlarını çözen Kur’ân'dır. Senin gibi beş para etmeyen Batı medeniyetinin fantezilerine Kur’ân’ın sarsılmaz hakikatlerini değişmem. Bu hususta sizin gibi sapmam.

"Dikenli yolda tayran ederim, sen gibi basmam. / Ferşten Arşa şükran ederim, sen gibi asmam."

Şu dikenlerle, yani tehlikelerle dolu hayat yolunda Kur’ân’ı rehber ittihaz ettiğim için, onlardan korunurum. Ama siz Kur’ân’dan yüz çevirip şu hayat yolundaki kulluk vazifesini de ihmal ederek dalâlete yuvarlanıyorsunuz.

"Mevte, ecele dost bakarım, sen gibi korkmam. / Kabre gülerekten girerim, sen gibi ürkmem."

Ölüm mü’min için yokluk ve hiçlik değil ki, ölümden korkalım, ürkelim. Ölüm, ebedî hayatın başlangıcıdır. Biz imanın bereketi ile kabre gülerek gideriz, siz ise kabre karanlık ve dipsiz bir kuyuya düşmek olarak bakarsınız.

"Ejder ağzı, vahşet yatağı, hiçlik boğazı-sen gibi görmem. / Ahbaba kavuşturur beni, kabirden darılmam, sen gibi kızmam."

Kabir, yılanın ağzına düşmek veya yokluğa atılan bir adım değil, dostlara kavuşmak kapısıdır.

"Rahmet kapısı, nur kapısı, Hak kapısı, ondan sıkılmam, geri çekilmem. / Bismillâh diyerek çalıyorum, (HAŞİYE 1) arkama bakmam, dehşet de almam."

HAŞİYE 1: Eyvah diyerek kaçmıyorum.

Kabir “cennet bahçelerinden bir bahçedir.” Bu sebeple kabirden korkmaya ve ondan çekinmeye gerek yoktur. Ama Batı medeniyetinin aklı kabrin ötesini göremiyor.

"Elhamdülillâh diyerek rahat bulup yatacağım, zahmeti çekmem, vahşette kalmam. / Allahu ekber diyerek ezan-ı Haşri işitip kalkacağım, (HAŞİYE 2) Mahşer-i Ekberden çekinmem, Mescid-i Âzamdan çekilmem."

HAŞİYE 2: İsrâfil'in ezanını fecr-i haşirde işitip Allahu ekber diyerek kalkacağım. Salât-ı Kübradan çekilmem Mecma-ı Ekberden çekinmem...

Kabre, dünya vazifesinden bir paydos şeklinde şükrederek gireceğim. İsrafil’in (as) sura üflemesi ile haşir meydanına yürüyeceğim.

"Lütf-u Yezdan, nur-u Kur'ân, feyz-i iman sayesinde hiç üzülmem. / Durmayıp koşacağım, Arş-ı Rahmân zılline uçacağım, sen gibi şaşmam inşaallah."

Allah’ın lütfu ve Kur’ân’nın nuru ve imanın feyzi sayesinde Rahman'ın arşına, yani cennetin ve ebedî âlemlerin güzelliklerine koşacağım; sizin gibi Kur’ân yolundan şaşmam inşallah.

Böyle diyerek o Batı düşüncesi ve taraftarlarına ders veriyor.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...