Yirmi Beşinci Mektup için "Sure-i Yasin'in yirmi beş ayetine dair yirmi beş nükte yazılacaktı…" deniliyor. Söz konusu ayetler hangileridir acaba?
Değerli Kardeşimiz;
KÜLLİYAT'TA TEFSİR EDİLEN YASİN SURESİNDEN 25 AYET
"Sûre-i Yasin'in yirmi beş ayetine dair yirmi beş nükte olmak üzere rahmet-i İlahiyeden istenilmiş fakat daha zamanı gelmediğinden yazılmamıştır." (bk. Mektubat, Fihrist, Yirmi Beşinci Mektup)
Yasin Suresinden yirmi beş ayet Külliyat'ta farklı farklı yerlerde tefsir edilmiştir. Bazı yerlerde uzun uzun haşirle ilgili tefsir edilirken, bazı yerlerde kısaca veya dolaylı olarak değinilmiştir. Mana olarak ayetlerin tefsir edildiği yerler çoktur; ama biz sadece 25 ayetin geçtiği yerleri kısaca alıntılayarak aktarmak istiyoruz. Şöyle ki:
1-3. Ayetler: (Yasin, 36/1-3)
"Hem makam-ı isbatın en latîf misallerinden:
يٰسٓ ٭ وَالْقُرْاٰنِ الْحَك۪يمِ ٭ اِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَل۪ينَ der. Yani 'Hikmetli Kur'ana kasem ederim, sen resullerdensin.' Şu kasem işaret eder ki, risaletin hücceti o derece yakînî ve haktır ki, hakkaniyette makam-ı ta'zim ve hürmete çıkmış ki, onunla kasem ediliyor. İşte şu işaret ile der:"Sen resulsün. Çünkü senin elinde Kur'an var. Kur'an ise, haktır ve Hakk'ın kelâmıdır. Çünkü içinde hakikî hikmet, üstünde sikke-i i'caz var." (Sözler, 25. Söz, Birinci Şule, Birinci Şua, İkinci Suret, Beşinci Nokta)
"ON DOKUZUNCU SÖZ
يٰسٓ ٭ وَالْقُرْاٰنِ الْحَك۪يمِ ٭ اِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَل۪ينَ
ayetinin mealindeki yüzer âyâtın en mühim hakikatları olan risalet-i Ahmediyeyi (asm) On Dört Reşha namıyla on dört kat'î ve parlak ve muhkem bürhanlarla tefsir ve isbat ediyor. Ve en muannid bir hasmı dahi ilzam eder. Güneş gibi risalet-i Ahmediyeyi (asm) izhar ediyor." (bk. age., Fihrist)
4 ve 5. Ayetler: (Yasin, 36/8, 9)
"Dördüncü Hadise: Mânevî tevatüre yakın bir şöhretle ve ekser ehl-i tefsirin
اِنَّا جَعَلْنَا ف۪ى اَعْنَاقِهِمْ اَغْلَالًا فَهِىَ اِلَى الْاَذْقَانِ فَهُمْ مُقْمَحُونَ ٭ وَجَعَلْنَا مِنْ بَيْنِ اَيْد۪يهِمْ سَدًّا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّا فَاَغْشَيْنَاهُمْ فَهُمْ لَا يُبْصِرُونَ
ayetinin sebeb-i nüzulü ve ehl-i tefsir allâmeleri ve ehl-i hadîs imamları haber veriyorlar ki:
"Ebu Cehil yemin etmiş ki, “Ben secdede Muhammed’i görsem, bu taşla onu vuracağım.” Büyük bir taş alıp gitmiş. Secdede gördüğü vakit kaldırıp vurmakta iken, elleri yukarıda kalmış. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm namazı bitirdikten sonra kalkmış; Ebu Cehil’in eli çözülmüş. O ise, ya Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın müsaadesiyle, veyahut ihtiyaç kalmadığından çözülmüş."
"Hem yine Ebu Cehil kabilesinden, bir tarikte Velid ibni Muğire, yine Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmı vurmak için büyük bir taşı alıp, secdede iken vurmaya gitmiş, gözü kapanmış. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmı Mescid-i Harâmda görmedi, geldi. Onu gönderenleri de görmüyordu; yalnız seslerini işitiyordu. Tâ Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm namazdan çıktı; ihtiyaç kalmadığından onun gözü de açıldı." (Mektubat, On Dokuzuncu Mektub/15. İşaret/3. Şube)
6. Ayet: (Yasin, 36/12)
"İKİNCİSİ; Meselâ,
وَلَا رَطْبٍ وَلَا يَابِسٍٍ اِلَّا ف۪ى كِتَابٍ مُب۪ينٍٍ ٭ وَكُلَّ شَيْءٍ اَحْصَيْنَاهُ ف۪ٓى اِمَامٍ مُب۪ينٍ ٭ لَا يَعْزُبُ عَنْهُ مِثْقَالُ ذَرَّةٍ فِى السَّمٰوَاتِ وَلَا فِى الْاَرْضِ وَلَٓا اَصْغَرُ مِنْ ذٰلِكَ وَلَٓا اَكْبَرُ اِلَّا ف۪ى كِتَابٍ مُب۪ينٍ
gibi ayetlerin ifade ettikleri ki, 'Bütün eşya, bütün ahvaliyle vücuda gelmeden ve geldikten sonra ve gittikten sonra yazılıdır ve yazılır ve yazılıyor.' demek olan hakikat-i âliyesine kanaat getirmek için Nakkaş-ı Zülcelal, rûy-i zeminin sahifesinde, her mevsimde, bâhusus baharda değiştirdiği nihayetsiz muntazam mahlukatın fihriste-i vücudlarını, tarihçe-i hayatlarını, desatir-i hareketlerini; çekirdeklerinde, tohumlarında, köklerinde manevî bir surette derc ve muhafaza ettiğini ve zevalden sonra semerelerinde aynen kalem-i kaderiyle, manevî bir tarzda basit tohumcuklarında yazdığını, hatta her geçici baharda, yaş-kuru ne varsa, mahdud zerrecikler ve kemikler hükmünde olan tohumlarda, ölmüş odunlarda, kemal-i intizam ile muhafaza ettiğini nazar-ı şuhuda gösteriyoruz. Güya her bir bahar, bir tek çiçek gibi, gayet muntazam ve mevzun olarak, zeminin yüzüne bir Cemîl ve Celîlin eliyle takılıp koparılıyor, konup kaldırılıyor." (Sözler, On Dördüncü Söz, İkincisi)
7 ve 8. Ayetler: (Yasin, 36/21, 22)
"İkincici: Neşr-i hak için Enbiyaya ittiba' etmekle mükellefiz. Kur'an-ı Hakîm'de, hakkı neşredenler, اِنْ اَجْرِىَ اِلَّا عَلَى اللّٰهِ ٭ اِنْ اَجْرِىَ اِلَّا عَلَى اللّٰهِ diyerek, insanlardan istiğna göstermişler. Sure-i Yasin'de اِتَّبِعُوا مَنْ لَا يَسْئَلُكُمْ اَجْرًا وَهُمْ مُهْتَدُونَ cümlesi, meselemiz hakkında çok manidardır." (Mektubat, İkinci Mektup)
"Madem böyledir. Bütün delâilin neticesi olarak وَ اِلَيْهِ تُرْجَعُونَ yani, kabirden sizi ihya edip, haşre getirip huzur-u kibriyasında hesabınızı görecektir."
"İşte şu ayetler, haşrin kabulüne zihni müheyya etti, kalbi de hazır etti. Çünki nezairini dünyevî ef'al ile de gösterdi..." (Sözler, Yirmi Beşinci Söz, İkinci Şule, İkinci Nur, Sekizinci Meziyet-i Cezâlet; Onuncu Söz/Zeylin 4.Parçası)
9. Ayet: (Yasin, 36/29)
"Haşir münasebetiyle bir sual: Kur'anda mükerreren اِنْ كَانَتْ اِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً hem وَمَٓا اَمْرُ السَّاعَةِ اِلَّا كَلَمْحِ الْبَصَرِ fermanları gösteriyor ki, Haşr-i a'zam bir anda zamansız vücuda geliyor. Dar akıl ise, bu hadsiz derece hârika ve emsalsiz olan mes'eleyi iz'an ile kabul etmesine medar olacak meşhud bir misal ister."
"Elcevab: Haşirde, ruhların cesedlere gelmesi var. Hem cesedlerin ihyası var. Hem cesedlerin inşası var. Üç mes'eledir..." (Şualar, İkinci Şua, uzunca Bir Haşiye; Sözler, Onuncu Söz/Zeylin 3. Parçası)
10. Ayet: (Yasin, 36/34)
"DÖRDÜNCÜ LEM’A: Mebâhisindeki câmiiyet-i harikadır. ... yemek, yatmak âdâbından tut, ta kaza ve kader mebhaslerine kadar; altı gün hilkat-i âlemden tut ta وَالْمُرْسَلَاتِ ٭ وَالذَّارِيَاتِ kasemleriyle işaret olunan rüzgârların esmesindeki vazifelerine kadar; وَمَا تَشَٓاؤُنَ اِلَّٓا اَنْ يَشَٓاءَ اللّٰهُ ٭ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِه۪ işaratıyla, insanın kalbine ve iradesine müdahalesinden tut, tâ وَالسَّمٰوَاتُ مَطْوِيَّاتٌ بِيَمِينِه۪ yani, bütün semavatı bir kabzasında tutmasına kadar; وَجَعَلْنَا ف۪يهَا جَنَّاتٍ مِنْ نَخ۪يلٍ وَاَعْنَابٍ zeminin çiçek ve üzüm ve hurmasından tut, tâ اِذَا زُلْزِلَتِ الْاَرْضُ زِلْزَالَهَا ile ifade ettiği hakikat-i acibeye kadar ve semanın..." (Sözler, Yirmi Beşinci Söz/Birinci Şule/İkinci Şua/Dördüncü Lem'a)
11 ve 12. Ayetler: (Yasin, 36/38, 39)
"وَالْقَمَرَ قَدَّرْنَاهُ مَنَازِلَ حَتّٰى عَادَ كَالْعُرْجُونِ الْقَد۪يمِ deki كَالْعُرْجُونِ الْقَد۪يمِ kelimesine bak, ne kadar latîf bir üslûbu gösteriyor. Şöyle ki: Kamer'in bir menzili var ki, Süreyya yıldızlarının dairesidir. Kameri, hilâl vaktinde hurmanın eskimiş beyaz bir dalına teşbih eder. Şu teşbih ile semanın yeşil perdesi arkasında güya bir ağaç bulunuyor ki beyaz, sivri, nurani bir dalı, perdeyi yırtıp başını çıkarıp, Süreyya o dalın bir salkımı gibi ve sair yıldızlar o gizli hilkat ağacının birer münevver meyvesi olarak işitenin hayalî olan gözüne göstermekle; medar-ı maişetlerinin en mühimmi hurma ağacı olan sahra-nişinlerin nazarında ne kadar münasib, güzel, latîf, ulvî bir üslûb-u ifade olduğunu zevkin varsa anlarsın."
" Meselâ, On Dokuzuncu Sözün âhirinde ispat edildiği gibi, وَ الشَّمْسُ تَجْر۪ى لِمُسْتَقَرٍّ لَهَا deki تَجْر۪ى kelimesi şöyle bir üslûb-u âlîye pencere açar. Şöyle ki:
تَجْر۪ى lafzıyla yani, 'Güneş döner' tabiriyle kış ve yaz, gece ve gündüzün deveranındaki muntazam tasarrufat-ı kudret-i İlahiyeyi ihtar ile Sâni'in azametini ifham eder. Ve o mevsimlerin sahifelerinde kalem-i kudretin yazdığı mektubat-ı Samedaniyeye nazarı çevirir, Hâlık-ı Zülcelal'in hikmetini ilam eder." (bk. age./Birinci Şule / Birinci Şua /İkinci Suret /3. Nokta)
13 ve 14. Ayetler: (Yasin, 36/41, 42)
"فِى الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ ٭ وَخَلَقْنَا لَهُمْ مِنْ مِثْلِه۪ مَا يَرْكَبُونَ
(Haşiye-1): Şu cümle işaret ediyor ki şimendiferdir. Âlem-i İslâm'ı esaret altına almıştır. Kâfirler onunla İslâm'ı mağlub etmiştir." (Sözler, 20. Söz/İkinci Makam, Haşite-1)
15. Ayet: (Yasin, 36/53)
"يَوْمَ نَطْوِى السَّمَٓاءَ كَطَىِّ السِّجِلِّ لِلْكُتُبِ ٭ يُغْشِى الَّيْلَ النَّهَارَ يَطْلُبُهُ حَث۪يثًا ٭ اِنْ كَانَتْ اِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً فَاِذَاهُمْ جَم۪يعٌ لَدَيْنَا مُحْضَرُونَ gibi hadsiz hakikatları buna şahiddir.
Kur'anın her bir ayeti, birer necm-i sâkıb gibi, i'caz ve hidayet nurunu neşr ile küfrün zulümatını nasıl dağıttığını görmek, zevketmek istersen; kendini o asr-ı cahiliyette ve o sahra-yı bedeviyette farzet ki, her şey zulmet-i cehil ve gaflet altında perde-i cümud u tabiata sarılmış olduğu bir anda, birden Kur'anın lisan-ı ulviyesinden..." (Sözler, On Üçüncü Söz)
16. Ayet: (Yasin, 36/59)
"İşte şu tasfiyenin neticesinde cehennem ebedî ve dehşetli bir suret alıp, taifeleri وَامْتَازُوا الْيَوْمَ اَيُّهَا الْمُجْرِمُونَ tehdidine mazhar olacak." (Sözler, Yirmi 29. Söz,/İkinci Maksad/Dördüncü Esas/Üçüncü Mesele/Remizli Bir Nükte)
"وَ امْتَازُوا الْيَوْمَ اَيُّهَا الْمُجْرِمُونَ "Ey mücrimler! Bir tarafa çekiliniz." diye olan tüy ürpertici, sâıkavari, şiddetli emr-i İlahîye maruz kalacakları gibi; iyi insanlar da فَادْخُلُوهَا خَالِد۪ينَ "Daimî kalmak üzere cennet'e giriniz.' diye olan Cenab-ı Hakk'ın mün'imane, şefikane, lütufkârane emirlerine mazhar olacaklardır." (İşarat-ül İ'caz, Bakara Suresi 25. Ayet Tefsiri.)
17. Ayet: (Yasin, 36/65)
"Bundan başka ey amca, sizden sonra şimdiye kadar en çok beni ikaz ve fena şeylerden men'eden, üstad-ı a'zam ve mürşidim olan bu ayet-i kerimeden duyduğum ve hissettiğimdir:
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ اَلْيَوْمَ نَخْتِمُ عَلٰٓى اَفْوَاهِهِمْ وَتُكَلِّمُنَا اَيْد۪يهِمْ وَتَشْهَدُ اَرْجُلُهُمْ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ
Ve öyle biliyorum ki; o gün de pek yakındır. {(Haşiye): Cây-ı dikkattir, vefatını haber veriyor.}" (Barla Lahikası, 23. Mektup)
18. Ayet: (Yasin, 36/69)
"وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْاٰنِ مَا هُوَ شِفَٓاءٌ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِن۪ينَ ٭ وَمَا عَلَّمْنَاهُ الشِّعْرَ وَمَا يَنْبَغ۪ى لَهُ Kur'an-ı Hakîm ile felsefe ulûmunun mahsul-ü hikmetlerini, ders-i ibretlerini, derece-i ilimlerini muvazene etmek istersen şu gelecek sözlere dikkat et! ..."
"...Güya her bir tek yıldız, necm-i ayet gibi umum yıldızlara bakar birer gözü, müteveccih birer yüzü vardır. İşte intizamsızlık içinde kemal-i intizamı gör, ibret al!
وَمَا عَلَّمْنَاهُ الشِّعْرَ وَمَا يَنْبَغ۪ى لَهُ nün bir sırrını bil!" (Sözler, On Üçüncü Söz)
19. Ayet: (Yasin, 36/77)
"Meselâ: اَوَ لَمْ يَرَ الْاِنْسَانُ اَنَّا خَلَقْنَاهُ مِنْ نُطْفَةٍ فَاِذَا هُوَ خَص۪يمٌ مُب۪ينٌ tâ surenin âhirine kadar...
İşte şu bahiste haşir mes'elesinde Kur'an-ı Hakîm haşri isbat için yedi-sekiz surette, muhtelif bir tarzda isbat ediyor.Evvelâ; neş'e-i ûlâyı nazara verir. Der ki: Nutfeden alakaya, alakadan mudgaya, mudgadan tâ hilkat-i insaniyeye kadar olan neş'etinizi görüyorsunuz.
Nasıl oluyor ki, neş'e-i uhrâyı inkâr ediyorsunuz?.. O, onun misli, belki daha ehvenidir. Hem Cenab-ı Hak, insana karşı ettiği ihsanat-ı azîmeyi..." (Sözler, 25. Söz/İkinci Şule, İkinci Nur, Sekizinci Meziyet-i Cezâlet; 10. Söz/Zeylin 4. Parçası)
20 ve 21. Ayetler: (Yasin, 36/78-79)
"Zeylin Dördüncü Parçası
قَالَ مَنْ يُحْيِى الْعِظَامَ وَهِىَ رَم۪يمٌ ٭ قُلْ يُحْي۪يهَا الَّذ۪ٓى اَنْشَاَهَٓا اَوَّلَ مَرَّةٍ وَهُوَ بِكُلِّ خَلْقٍ عَل۪يمٌ ٭ Yani, insan der: "Çürümüş kemikleri kim diriltecek?" Sen, de: "Kim, onları bidayeten inşa edip hayat vermiş ise o diriltecek." (bk. age./Onuncu Söz/Zeylin 4. Parçası)
"Hem makam-ı isbatın îcazlı ve i'cazlı misallerinden şu:
قَالَ مَنْ يُحْيِى الْعِظَامَ وَهِىَ رَم۪يمٌ ٭ قُلْ يُحْي۪يهَا الَّذ۪ٓى اَنْشَاَهَٓا اَوَّلَ مَرَّةٍ وَهُوَ بِكُلِّ خَلْقٍ عَل۪يمٌ
Yani; insan der: "Çürümüş kemikleri kim diriltecek?" Sen, de: "Kim onları bidayeten inşa edip hayat vermiş ise, o diriltecek." Onuncu Söz'ün Dokuzuncu Hakikatının üçüncü temsilinde tasvir edildiği gibi; bir zât, göz önünde bir günde yeniden büyük bir orduyu teşkil ettiği halde, biri dese: "Şu zât, efradı istirahat için dağılmış olan bir taburu bir boru ile toplar. (bk. age./ 25. Söz/Birinci Şule/Birinci Şua/İkinci Suret/5. Nokta)
"Der: قُلْ يُحْي۪يهَا الَّذ۪ٓى اَنْشَاَهَٓا اَوَّلَ مَرَّةٍ Yani: "Sizi hiçten bu derece hikmetli bir surette kim inşa etmiş ise, odur ki, sizi âhirette diriltecektir." (Sözler, 29. Söz/İkinci Maksad/İkinci Esas/Onuncu Medar)
22. Ayet: (Yasin, 36/80)
Hem Cenab-ı Hak, insana karşı ettiği ihsanat-ı azîmeyi اَلَّذ۪ى جَعَلَ لَكُمْ مِنَ الشَّجَرِ الْاَخْضَرِ نَارًا kelimesiyle işaret edip der: "Size böyle nimet eden bir zât, sizi başıboş bırakmaz ki, kabre girip kalkmamak üzere yatasınız."
Hem remzen der: Ölmüş ağaçların dirilip yeşillenmesini görüyorsunuz.
Odun gibi kemiklerin hayat bulmasını kıyas edemeyip istib'ad ediyorsunuz.Hem semavat ve arzı halkeden, semavat ve arzın meyvesi olan insanın hayat ve mematından âciz kalır mı? Koca ağacı idare eden, o ağacın meyvesine ehemmiyet vermeyip başkasına mal eder mi? Bütün ağacın neticesini terketmekle, bütün eczasıyla hikmetle yoğrulmuş hilkat şeceresini abes ve beyhude yapar mı zannedersiniz?
Der: Haşirde sizi ihya edecek zât öyle bir zâttır ki, bütün kâinat ona emirber nefer hükmündedir. Emr-i kün feyekûne karşı kemal-i inkıyad ile serfüru eder. Bir baharı halketmek, bir çiçek kadar ona ehven gelir. Bütün hayvanatı icad etmek, bir sinek icadı kadar kudretine kolay gelir bir zâttır..." (Sözler, 25. Söz, İkinci Şule, İkinci Nur, Sekizinci Meziyet-i Cezâlet; Onuncu Söz/Zeylin 4. Parçası)
Hem meselâ: اَلَّذ۪ى جَعَلَ لَكُمْ مِنَ الشَّجَرِ الْاَخْضَرِ نَارًا
İnsan-ı âsi, "Çürümüş kemikleri kim diriltecek" diye meydan okur gibi inkârına karşı Kur'an der: "Kim bidayeten yaratmış ise, o diriltecek. O yaratan zât ise, her bir şeyi her bir keyfiyette bilir. Hem size yeşil ağaçtan ateş çıkaran bir zât, çürümüş kemiğe hayat verebilir." İşte şu kelâm, diriltmek davasına müteaddid cihetlerle bakar, isbat eder..."...Sonra o davanın bir deliline işaret eder: اَلشَّجَرِ الْاَخْضَرِ kelimesiyle remzen der: "Ey haşri inkâr eden adam! Ağaçlara bak! Kışta ölmüş kemikler gibi hadsiz ağaçları baharda dirilten, yeşillendiren; hattâ her bir ağaçta yaprak ve çiçek ve meyve cihetiyle üç haşrin numunelerini gösteren bir zâta karşı inkâr ile, istib'ad ile kudretine meydan okunmaz." (bk. age., /Birinci Şule/İkinci Şua/Beşinci Lem'a/3.Işık)
23 ve 24. Ayetler: (Yasin, 36/82-83)
"اِنَّمَٓا اَمْرُهُٓ اِذَٓا اَرَادَ شَيْئًا اَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ ٭ فَسُبْحَانَ الَّذ۪ى بِيَدِه۪ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
"İtminan-ı nefsime medar olacak, zulmeti dağıtacak şu ayetin nurundan dört şuâı göstermekle, kör nefsime bir basiret vermek için yazılmıştır." (Sözler, On Altıncı Söz)
25. Ayet: Kanaatimizce bu ayet "Besmele" olabilir. Veya bizim gözümüzden kaçan tesbit edemediğimiz bir ayet de olabilir. En doğrusunu Allah bilir...
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü