"Efâliyle ve in’âmıyla zahir bir surette cevap" vermek ne demektir?
Değerli Kardeşimiz;
"Hem hiç mümkün müdür ki, bir Sâni-i Hakîm, bütün zîhayat, zîşuur masnularını birbiriyle konuştursun ve dillerinin binler çeşitleriyle birbiriyle söyleştirsin ve onların sözlerini ve seslerini bilsin ve işitsin ve efâliyle ve in’âmıyla zâhir bir sûrette cevap versin, fakat kendisi konuşmasın ve konuşamasın? Hiç kabil midir ve hiç ihtimali var mı?" (Şualar, İkinci Şua, Uzunca Bir Haşiye)
Bu cümle, Şualar'da, İkinci Şua’nın sonunda yer alan o muazzam haşiyede, Allah Teâlâ’nın kelâm sıfatının varlığını ve zaruretini aklen ve kalben ispat eden parlak bir delildir.
Allah konuşur mu? Evet, hem de çok güzel konuşur! Ama sesiyle değil, bazen nimetleriyle, bazen işleriyle… Mesela: Yağmur yağdırır. “Size rahmet ettim.” der. Elma verir. “Seni seviyorum.” der. Güneş'i doğdurur. “Üzülme, ben yanındayım.” der. İşte Allah bazen nimetleriyle konuşur, buna “in’am”, yani nimet verme denir. Bazen işleriyle cevap verir: Güneş'le, baharla, dualarımıza karşılık vererek. Bu da ef’âl, yani fiilleriyle konuşması demektir.
Mesela, insanın midesi acıkır ve rızık talep eder. Allah’ta bu talebe yeryüzünü sayısız yiyecek ve içecekler ile doldurarak cevap verir. Yani fiil ve ikramı ile midenin bu dua ve talebini cevaplandırır.
Yağmurun yağması, bitkilerin uyanması, bu bitkilerden hem hayvanların hem insanların rızıklanması, insanların hem hayvanlardan hem bitkilerden istifade etmesi hepsi birer inam ve Allah’ın birer fiili cevabıdır.
Kâinatın bir düzen üzere hareket edip insan yaşamına hizmet etmesi, Güneş'in soba ve lamba, Ay'ın takvim olması, dünyanın insan hayatına elverişli bir beşik olması hepsi birer inam ve ilahi fiiller sınıfındandır.
Bu cümlede Üstad Hazretleri, çok veciz bir şekilde Allah’ın kelam sıfatını mantıken zorunlu bir hakikat olarak ispat eder.
“Ef’âliyle cevap vermesi” demek:
Allah’ın yaptığı işler, yaratması, düzenlemesi, nimetleri bize bir mesaj gibidir. Mesela birisi dua eder: “Ya Rabbi, bana rızık ver.” Ve Allah bir kapı açar, bir rızık gönderir. Bu fiilî bir cevaptır.
“İn’âmıyla cevap vermesi” demek:
Allah’ın nimetler vermesiyle bize cevap vermesidir. Bir anne çocuğu için dua eder, çocuk şifa bulur. Bu, Allah’ın nimet vererek konuşmasıdır. Veya bir kul dua eder: “Yalnızım!..” der, Allah ona bir dost gönderir. İşte bu, nimetle gelen bir hitaptır.
Özetle; Allah, kelamsız değil. O, bazen ayrıca sözlü olarak (vahiy, kitap, peygamber) konuşur, bazen ilhamlarla konuşur, ama her an fiiliyle ve nimetiyle de bizimle konuşmaktadır.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü