"Bütün mahlukatın hayatlarıyla sana takdim ettikleri hediye-i ubudiyetlerini, ben kendi hesabıma umumunu sana takdim ediyorum." Devamıyla, tahiyyat konusuna değinerek izah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
Tahiyye, lügat manasıyla “hayır dua etme”, “malikiyet” gibi manalara gelir. Bu ifade, namazda lügat manasıyla değil, ıstılahi olarak “hediye-i ubudiyet” manasında istimal edilmektedir.
Allah Resulü (asm.) mi’racda, Cenab-ı Hakk’a selam makamında “Ettehiyyâtü lillâh” demekle, bütün mahlukatın ibadetlerini, tesbihlerini, hamd ve senalarını, kâinat şeceresinin en mükemmel meyvesi olarak, kendi namına Allah’a takdim etmiştir.
İnsan, külli istidadı, harika cihazları ve mükemmel duygularıyla, bütün kâinatı kucaklayacak bir mahiyettedir. Aynı zamanda insan, Allah’ın bütün isim ve sıfatlarına en cami’ bir aynadır. Bu yüzden kâinat ve mevcudatın halifesi ve kumandanı hükmündedir.
İnsan, bütün mahlukata vekâlet edip, bütün kâinatın lisanıhâl ve lisanıkal ile yaptıkları ibadetlerini ve tesbihlerini Rabbine takdim edecek kumandan hükmündedir.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
"ben kendi hesabıma umumunu sana takdim ediyorum." ifadesini nasıl anlamalıyız? Başka mahlukatın yaptığı, bizim yapmadığımız yada yapamadığımız ibadet ve tesbihleri neden kendi namımıza takdim ediyoruz? Onların namına takdim etmemiz gerekmiyor mu? Burada anlatılmak istenen nedir?
Bu ifade, insanın kâinattaki "halifelik" ve "büyük bir nâzır (gözetleyici/müfettiş)" olma vazifesini özetleyen derin bir tefekkür ufku içerir.
Sorularınız üzerinden konuyu adım adım ve kısa bir şekilde izah edelim:
1. "Kendi hesabıma umumunu sana takdim ediyorum" ne demektir?
Buradaki tılsım, "niyet ve nazar" kanunudur. İnsan, nihayetsiz bir acizlik ve fakirlik içinde yaratılmıştır. Kendi başına yapabildiği ibadet ve tesbih, kâinatın büyüklüğü yanında bir damla bile değildir.
Ancak insan, cüz'i (küçük) amelini, niyetiyle küllileştirebilir. Yani, "Yâ Rabbi! Ben tek başıma sana layıkıyla şükredemiyorum. Fakat senin yarattığın şu muazzam kâinatta, her bir mahlukun kendi diliyle yaptığı milyarlarca tesbihi görüyor, anlıyor ve sanki hepsini ben yapmışım gibi bir niyet ve sevgiyle, kendi adıma sana sunuyorum" demektir. Bu, kulun Rabbine olan muhabbetinin ve arzusunun sonsuzluğunu gösterme şeklidir.
2. Neden "kendi namımıza" takdim ediyoruz? Onların namına olması gerekmez mi?
Aslında burada birbirini tamamlayan iki yön vardır:
Onların namına (Vekâleten): Biz zaten o mahlukatın tesbihlerini şuursuz bırakmıyor, onların adına dergâh-ı İlahiye ilan ediyoruz. Bir nevi onların sözcüsü, hatibi ve alkışlayıcısı oluyoruz. Onların ibadetlerini "Yâ Rabbi, bak bu mahlukun da seni böyle zikrediyor" diye takdim etmek, onlar hesabına bir temsilciliktir.
Kendi namımıza (Asaleten): Onların namına yaptığımız bu şahitlik ve takdim işi, bizim şahsi ibadetimiz haline gelir. Örneğin, bir padişahın komutanı, ordunun kazandığı zaferi padişaha arz ederken ordu namına konuşur ama bu arz etme görevi komutanın kendi sadakatini, rütbesini ve şahsi hizmetini gösterir. İşte biz de kâinat korosunun tesbihatını Allah’a sunarken, bu "şahitlik ve takdir etme" fiilini kendi adımıza bir kulluk vazifesi olarak kaydettirmiş oluruz.
3. Özetle Anlatılmak İstenen Nedir?
İnsanın bu dünyaya gönderiliş amacı, sadece kendi midesi veya küçük dünyası için yaşamak değildir. İnsan, kâinat adlı saraydaki İlahi sanatları okumak, takdir etmek, hayran olmak ve alkışlamakla görevlidir.
Kısacası; mahlukatın ibadeti kendi fıtratlarıyla yaptıkları bir vazifedir; bizim bunu kendi hesabımıza takdim etmemiz ise, o ibadetleri anlama, onaylama ve Allah'a olan sevgimizin büyüklüğünü ilan etme sanatsal kulluğumuzdur.
Allah razı olsun.