Block title
Block content

"Lâzım-ı mezhep, mezhep olmadığından, belki muahez değil." cümlesini izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Neden geldin geleli siyasete karışmıyorsun?"

"Dedim:
 اَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ وَالسِّيَاسَة 

"Evet, İstanbul siyaseti, İspanyol hastalığı gibi bir hastalıktır. Fikri hezeyanlaştırır. Biz müteharrik-i bizzat değiliz, bilvasıta müteharrikiz. Avrupa üflüyor, biz burada oynuyoruz. O tenvim ile telkin eder, biz kendimizden hayal edip, asammâne tahribimizde eser-i telkini icra ederiz."

"Madem ki menba Avrupa'dadır. Gelen cereyan ya menfî veya müspettir. Menfîye kapılan harf gibi: yahut tarif edilir. Demek bütün harekâtı, bizzat hariç hesabına geçer. Çünkü iradesi hükümsüzdür. Hulûs-u niyeti fayda vermez. Bahusus, menfî iki cihet-i zaafla hariç cereyanın kuvvetine bir âlet-i laya'kıl olur."

"Diğer müspet cereyan ise ki, dahilden muvafık şeklini giyer. İsim gibidir. Hareketi kendinedir. Tebai haricedir. Lâzım-ı mezhep, mezhep olmadığından, belki muahez değil. Bahusus iki cihetle kuvveti, hariç cereyanın müspet ve zaafına inzimam etse, harici kendine âlet-i lâyeş'ur edebilir."
(1)

Meseleyi konu bütünlüğü ile ele alırsak, Üstat neden siyasete girmediğinin gerekçelerini açıklıyor. Üstat o zaman şartlarında siyasetin ne kadar dış güçlere bağımlı olduğuna işaret ediyor. Dolayısı ile siyasetin içinde olanlar da dış güçlerin oyuncağı hükmüne geçiyor. Bu yüzden Üstat dış güçlerin aleti ve oyuncağı olmamak için dine hizmeti siyasetin dışında, başka alanlarda yapmıştır.

Üstat madem menba Avrupa’dır,  yani siyasetin kökleri Avrupa’dan geliyor. Oradan gelen siyasi ve felsefi hareketler, ya menfidir veya müspettir. Avrupa’dan gelen menfi  siyasi ve felsefi hareketlere kapılanlar, bir cümlenin içindeki harf gibi etkisiz ve güdümlüdür. Nasıl harf kendi başına manasızdır, ancak başka bir mana ve cümleye  hizmet edince varlık kazanır. Tek başına silik ve işe yaramaz bir kurşun asker gibidir. Yapmış olduğu bütün hizmet ve hareketler mensubu olduğu menfi hareketin hanesine işler. Çünkü ipler ve kökler dışarıda olduğundan, buradaki bireyin iradi hareket edecek alanı yoktur. Bu yüzden iradesi hükümsüzdür.

Tıpkı bu gün siyasi partiler içindeki milletvekillerinin parti başkanı karşısında hükümsüz ve etkisiz olması gibi. Kişinin iyi niyetli olması bir işe yaramaz. Adeta burada siyasi hareket içindeki bireyler dış odakların çalışkan şuursuz bir parçası gibi işler. Üstat bu menfi cereyanlara alet ve asker olmamak için, siyasi yapılanmalardan uzak durmuş, kitlesel mücadele ile daha güçlü muhalefet yolunu seçmiş.

Diğer müspet hareketler ise, yani dışa bağımlı siyasi cereyanlardan uzak ve  başka, kitlesel aydınlanma ve mücadele tarzı ile hareket eden dini cemeatlerdir. Bu müspet hareketlerin dizgin ve ipleri kendi elinde ve bu milletin kendi sinesinden çıktığı için, dış güçlerden bağımsızdır. Ve hareketleri kendi hesaplarınadır. Tıpkı isim gibi. İsim, cümlenin dışında, kendi başına manası olan ve cümleye bağımlı olmayan bir unsurdur. İsim, harf gibi cümle içinde kaybolup silikleşmez. Aynı şekilde Anadolu’nun bağrında yeşermiş dini hareketler de ecnebilerin elinde oyuncak olmaktan kurtulmuştur.  Nur hareketi gibi. Bu hareketler etkilenmez, etkilerler.

Bu gün dünyanın her yerinde Risale-i Nurların çığ gibi büyümesi meselemize ışık tutar. Ama Üstat  bu tarz hizmeti bırakıp, siyasetin içine girse idi Avrupa’nın menfi cereyanları elinde oyuncak olacaktı. Biz de onu tarihin dehlizlerinde -haşa- bir siyasi piyon olarak hatırlayacaktık. Bu gibi bağımsız ve özgün hareketlerde dışa bağımlılık olmadığından harice tabi değil, harici kendine tabi yapmıştır.

Bu gibi müspet hareketlere Avrupa’nın müspet tarafı da katkı sunabilir. Bu gün insan hakları bildirisi, demokrasi, eğitim, hukukun üstünlüğü gibi Avrupa medeniyetinin kazanımları, bu hareketleri müspet anlamda besler ve geliştirir. Bu yüzden Avrupa’dan gelen müspet ekol ve görüşlerin, bazı menfi  lazımları, onların müspet tarafına gölge düşürmez, düşürmemeli. Üstat bu manayı “Lâzım-ı mezhep, mezhep olmadığından, belki muahez değil.”  şeklinde ifade ediyor. Bir mezhebin çağrıştırdığı ve lazımı olan menfi  manalar, mezhebin kendini bağlamaz. Zaten mezhebin kendi  de değildir. O zaman onu sırf çağrıştırıyor diye hesaba çekmek ve inkar yanlış olur. 

Bizde maalesef Avrupa ‘dan gelen bütün fikri ekol ve mezheplere böyle bir önyargı oluşmuştur.  Halbuki seçici ve analitik yaklaşmak en doğrusudur.  Yani iyi tarafını al, menfi tarafını reddet tarzı hareket etmek  gerekir. Bu müspet hareketler, Avrupa’nın müspet tarafı ile ortak hareket ederlerse, Avrupa’nın menfi hareketlerini kendine ram edip, kontrol altına alabilir. Nasıl siyasi hareketler onların menfi tarafının şuursuz bir parçası oluyorsa, müspet hareketler de Avrupa’nın müspet tarafını kendine şuurlu bir parça ve yardımcı yapabilir.

(1) Sünûhat, Rüyada bir hitabe

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Sünuhat | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 4378 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...