“Namazda ruhun, kalbin ve aklın büyük bir rahatı vardır.” ifadesinde geçen üç manevî duygunun rahat ve huzurunu nasıl anlamalıyız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Akıl, manalı ve hakikatli şeylerden zevk ve lezzet alır. Namaz kılanın aklı, kendisine kainat büyüklüğünde nimetleri veren Allah'ın razı olduğu vazifeleri yerine getirmekten dolayı, rahatlar ve lezzetlenir.

Kalb ise, insanı menfi etkileyen her şeyden teessür duyan ve güzel olan her şeyden de lezzet alan bir özelliğe sahiptir. İşte böyle bir kalb, her şeye Kadir olan Rahim ve Kerim bir Allah'ın kapısını namaz ile çalmaktan sonsuz zevk ve lezzet alır.

Ruh ise, fani dünyadan süratli bir şekilde vaveylalarla ayrılıp giden çoğu mevcudatla fıtraten alakadardır. İşte böyle bir ruh, her şeye bedel olan ve bizden ayrılan her şeyi ebedi verebilecek bir zatın huzuruna girmekten ve derdini rahatlıkla anlatabilmekten fevkalade zevk ve lezzet alır.

Üstadımız Üçüncü Söz’de şöyle ifade etmektedir:

“İbadetin çendan zahiri bir ağırlığı var. Fakat manasında öyle bir rahatlık ve hafiflik var ki, tarif edilmez. Çünkü âbid namazında der: 'Eşhedü en lâ ilâhe illâllah.' Yani: 'Hâlık ve Rezzak O’ndan başka yoktur. Zarar ve menfaat O’nun elindedir. O hem Hakim’dir, abes iş yapmaz; hem Rahîm’dir, ihsanı, merhameti çoktur.' diye itikad ettiğinden, her şeyde bir hazine-i rahmet kapısını bulur, dua ile çalar."

"Hem her şeyi kendi Rabbisinin emrine musahhar görür. Rabbisine iltica eder, tevekkül ile istinad edip her musibete karşı tahassun eder. İmanı ona bir emniyet-i tâmme verir.”

Namazın ruha, kalbe ve akla verdiği rahatlığın anlaşılması için Yirmi Dördüncü Mektub'un şu bölümünü de buraya almak uygun olacaktır:

“Duanın en güzel, en latif, en leziz, en hazır meyvesi, neticesi şudur ki: Dua eden adam bilir ki, birisi var ki onun sesini dinler, derdine derman yetiştirir, ona merhamet eder. O’nun kudret eli her şeye yetişir. Bu büyük dünya hanında o yalnız değil; bir kerim zat var, ona bakar, ünsiyet verir. Hem onun hadsiz ihtiyacatını yerine getirebilir ve onun hadsiz düşmanlarını def edebilir bir zatın huzurunda kendini tasavvur ederek bir ferah, bir inşirah duyup, dünya kadar ağır bir yükü üzerinden atıp Elhamdülillâhi Rabbil âlemîn der.”

Kalbin ancak Allah’ı anmakla tatmin olduğunu haber veren âyet-i kerîmenin manası en ileri derecesiyle namazda kendini gösterir.

“Neciyim, nereden gelip nereye gidiyorum?” sorularının cevabını arayan insan aklı, namaz ile Allah’a kul ve ebede yolcu olduğunu hatırlar. Bütün ihtiyaçlarını Allah’tan diler, bütün belaların şerrinden O’na sığınır. Bu ise ruh için en büyük bir rahat ve huzur vesilesidir.

Cemaatle kılınan namazda da bu akli, kalbi ve ruhi rahatlığın büyük bir tezahürü vardır. Kabe’yi hayalen nazara alıp cemaatle namaz kılan birisi Asr-ı saadet'ten kıyamete kadar gelen ve gelecek olan bütün Müslümanların azim cemaatini tasavvur edip;

“Benim bu kadar şefaatçilerim var; benim namazda söylediğim her bir sözü aynen söylüyorlar, tasdik ediyorlar.”(1) der.

“Bu kadar azîm bir cemaatin yolu, davası yanlış olamaz ve duası reddedilmez; şeytanî vesveseleri tard eder.”(2)

düşünceleriyle imanında yalnız olmadığını derk edip kendinde müthiş bir kuvve-i manevi bulur.

Dipnotlar:

(1) bk. Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup, Birinci Risale.
(2) bk. Şualar, On Beşinci Şua, Fatiha-i Şerife'nin Bir Muhtasar Hülasası.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...