"Nur-u Muhammedî (a.s.m.) o kitabın kâtibinin kaleminin mürekkebidir." Burayı kâtip, kalem ve mürekkep ile izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İ'lem eyyühe'l-aziz! Şu gördüğün büyük âleme büyük bir kitap nazarıyla bakılırsa, nur-u Muhammedî (a.s.m.) o kitabın kâtibinin kaleminin mürekkebidir."(1)

Burada kainat bir kitap, Allah ise bu kainat kitabının müellifi ve katibi, Peygamber Efendimiz (asm) ise bu kainat kitabının mürekkebidir.

Mürekkebi şu şekilde anlayabiliriz: Allah’ın ilk yarattığı şey Peygamber Efendimiz (asm)'in ruhu ve nurudur. Bütün mevcudat ve mahlukat da bu ruh ve nurdan yaratılmıştır. Böyle olunca, kainat kitabındaki bütün yazılar o mürekkep ile yazılmışlar demektir.

Burada katip, kitap ve mürekkep varsa, doğal olarak bir de kalemin olması gerekir ki, bu kalem başta kudret olmak üzere Allah’ın bütün isim ve sıfatlarıdır. Kainatta olan biten her şeyin arkasında hakiki ve gerçek fail Allah’ın yedi sıfatıdır. Allah bizzat Zat-ı Akdesi ile değil sıfatları ile kainatta tedbir ve tasarruf ediyor. Bu yüzden bu sıfatlara kalem nazarı ile bakmakta bir mahzur yoktur. Zaten bu gibi temsil ve teşbihler hakikatlerin akla yaklaştırılması içindir.

Özet olarak kalemden maksat Allah’ın “kudret” sıfatıdır, diyebiliriz.

"Eğer o âlem-i kebir bir şecere tahayyül edilirse, nur-u Muhammedî hem çekirdeği, hem semeresi olur..."

Nasıl ağaç bir çekirdekten çıkıp en sonunda yine meyvede tekrar çekirdek şeklinde toplanıyorsa, kainat ağacının ilk çekirdeği Peygamber Efendimizin (asm) nuru olduğu gibi, bu ağacın en mükemmel ve en son meyvesi yine onun ibadet ve kulluğudur. Evet, hadisde de ifade edildiği gibi, ilk yaratılan madde Peygamber Efendimizin (asm) nurudur ve bütün kevniyat ise bu nurdan icat edilmiştir. Bu noktadan Peygamber Efendimizin (asm) nuru kainat ağacına bir çekirdeklik vazifesini görmüş. Aynı kainat ağacının en mükemmel meyve ve neticesi yine Peygamber Efendimizin (asm) ubudiyet ve kulluğu olmuştur.

Özetle Allah’ın ilk yarattığı şey, yani yokluğun bağrına atılan ilk varlık tohumu, Hz. Peygamber (asm)’in nurudur. Çünkü varlığın çekirdeği, özü ve hülâsası O’dur. İnsanlığın iftihar tablosunun varlığı, varlık için hem bir nihai yaratılış sebebi ve hem de bir finaldir. Varlık, onun vücuda gelmesi için yaratılmıştır.

"Eğer dünya mücessem bir zîhayat farz edilirse, o nur onun ruhu olur..."

Dünya büyük bir canlı olmuş olsa idi, Peygamber Efendimizin (asm) nuru bu canlının ruhu ve özü olurdu. Yukarıdaki manaları teyit ve tekit eden bir misal.

"Eğer büyük bir insan tasavvur edilirse, o nur onun aklı olur..."

Dünyayı yine bir insan olarak düşünürsek, Peygamber Efendimizin (asm) nuru, yani İslam bu insanın aklı olurdu. Ve bu insan doğruları ancak bu akıl ile teşhis ve tespit edebilirdi.

"Eğer pek güzel şaşaalı bir cennet bahçesi tahayyül edilirse, nur-u Muhammedî onun andelîbi olur."

Bülbül kendi türü namına ve onlara vekaleten müştak ve muhtaç olduğu bitkilere ve nebatata aşkını ve şükranını ilan ediyor. Biz insanlar da fıtraten cennet bahçesine müştak ve muhtacız. Bu ihtiyaç ve iştiyakımızı ilan edip dillendiren de insanların vekili ve seyyidi olan Peygamber Efendimiz (asm)'dir.

Yani burada bir teşbih ve temsil ile Peygamber Efendimizin (asm) insanlığın seyyidi ve efendisi olduğuna bir gönderme var. Nasıl bülbül kendi türüne vekaleten başka bir türe ilanı aşk ediyor ise, aynı şekilde Peygamber Efendimiz (asm) de biz insanların vekili olarak cennetin sahibi olan Allah’a ilan-ı şükür ve aşk ediyor.

Özet olarak, bu benzetmenin ana teması, Peygamber Efendimizin (asm) hem Allah katında hem de insanlık içinde ne kadar azametli bir makam ve mevkie sahip olduğunu göstermektir.

"Eğer pek büyük bir saray farz edilirse, nur-u Muhammedî o Sultan-ı Ezelin makarr-ı saltanat ve haşmeti ve tecelliyat-ı cemaliyesiyle âsâr-ı san'atını hâvi olan o yüksek saraya nâzır ve münâdi ve teşrifatçı olur. Bütün insanları dâvet ediyor. O sarayda bulunan bütün antika san'atları, harikaları ve mucizeleri târif ediyor. Halkı o saray Sâhibine, Sâniine iman etmek üzere câzibedar, hayretefzâ dâvet ediyor."(2)

Bu paragrafın izah ve açılımı On Birinci Söz'dür. On Birinci Söz tahkik edilirse, bu paragraf kemali ile anlaşılır inşallah.

Dipnotlar:

(1) bk. Mesnevî-i Nuriye, Habbe.
(2) bk. age.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Ziyaretçi (doğrulanmadı)
Allah razı olsun. ne güzel söylemiş üstadımız. "İ'lem eyyühe'l-aziz! Şu gördüğün büyük âleme büyük bir kitap nazarıyla bakılırsa, nur-u Muhammedî (a.s.m.) o kitabın kâtibinin kaleminin mürekkebidir."(1)
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
keceli2
"Suâl: Eğer dense, "Neden en çok misâlleri çiçekten ve çekirdekten ve meyveden getiriyorsun?" Elcevap: Çünkü onlar hem mu'cizât-ı kudretin en antikaları, en hârikaları, en nâzeninleridirler, hem ehl-i tabiat ve ehl-i dalâlet ve ehl-i felsefe onlardaki kalem-i kader ve kudretin yazdığı ince hattı okuyamadıkları için onlarda boğulmuşlar, tabiat bataklığına düşmüşler. " Nur-u Muhammedi (ASM) de bu kainatın çekirdeği olduğuna kıyasen...
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Vbdestabe
Kalemlerin yaza yaza bitiremeyeceği bir hakikatı üstadımız bir kelimeye sığdırmış. Gerçektende bir Nur Talebesi herşeyini risale-i nura borçu Mevla bizleri Nurlara layık hadim eylesin
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
nihat123
Allah razı olsun hocam
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yusuf123321

Bir ağacın bütün programı çekirdeğinde genetik şifreler halinde yazılıyor. Üstat hazretleri bu manayı “ manevi kader kalemiyle yazılıyor” şeklinde ifade ediyor. Bu manevi kalemle genler farklı şekillerde diziliyorlar, bu farklılıklar da o varlıktaki değişik özellikler olarak ortaya çıkıyor.

Şu nokta çok önemlidir: Ağacın gövdesinin çekirdekteki yazılışı gövde şeklinde değildir, dallarının yazılışı da dal şeklinde değildir. Keza, insanın genetik şifresinde yer alan kemikler sert olmadığı gibi, o şifredeki kan da kırmızı değildir. İşte nur-u Muhammedî’de bütün varlık âleminin manen yazılmış olmasına bu gerçeğin ışığında baktığımızda o nur ile madde âlemindeki çok farklı varlıklar arasında bir şekil benzerliği arama hatasına düşmeyiz.

Nitekim, bizim yazdığımız kelimelerde de bunun küçük misalini görebiliyoruz. Mesela, güneş kelimesi ateş saçmadığı gibi, su kelimesi de ıslak değildir.

Üstat hazretleri birçok risalesinde kâinat için kitap, ondaki varlıklar için de mektûbat-ı Rabaniye, kelimat-ı kudret, hikmetnüma bir söz gibi tabirler kullanır. Her varlık Yine Üstadın ifadesiyle “misdar-ı kader üstünde kalem-i kudretle” yazılmıştır. Yâni, her varlık Allah’ın ezeli ilminde her şeyiyle, her özelliğiyle takdir edilir ve kudret kalemi bu takdire göre eşyaya vücut verir. İnsanın ilminde kurduğu bir cümlenin onun kaleminin ucundan kâğıda dökülmemesi bu hakikati anlamamız için bize ihsan edilen bir özellik, bir kabiliyettir.

Bir önceki yazı ile bu yazınız, arasında fark vardır. Kader, ilm nevindendir. 

"...Özet olarak kudret sıfatıdır diyebiliriz..."

Noksandır.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Kaderde dağ ile ilgili yazının dağın kendisi arasında birebir bir benzerlik aramamak gerekiyor. Şayet öyle olsa kaderde ki dağ ile hariçte ki dağ aynı olurdu denilmek isteniyor. İkinci paragrafta ise kaderde dağın bütün kodları takdirleri yazı ile yazılmış denilmekte. İkisi arasında bir zıtlık bulunmuyor. 
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yusuf123321

Dünyayı yine bir insan olarak düşünürsek, Peygamber Efendimizin (asm) nuru, yani İslam bu insanın aklı olurdu. Ve bu insan doğruları ancak bu akıl ile teşhis ve tespit edebilirdi.

 

Peygamberin nuru, mahlukdur. İslam sözünden maksatınız nedir? Hükümleri mi? 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
İslam denilince İslamın hükümleri akla gelir. 
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yusuf123321

Peygamberin nuru, mahlukdur. İslamın hükümleri mahluk değildir. 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR