"Sen kendi âzâ ve duygularının hizmetlerine bak. Her biri, beka-i şahsî ve beka-i nev'î için ettikleri hizmetlerinde ayrı ayrı lezzetleri var. Nefs-i hizmet, onlara bir telezzüz hükmüne geçiyor.." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Sen kendi âzâ ve duygularının hizmetlerine bak. Her biri, beka-i şahsî ve beka-i nev'î için ettikleri hizmetlerinde ayrı ayrı lezzetleri var. Nefs-i hizmet, onlara bir telezzüz hükmüne geçiyor. Hattâ hizmeti terk etmek, o uzvun bir nevi azâbıdır."

İnsan gözünü veya kulağını bir süre kapatsa, rahatsız olur. Her azanın faaliyeti ve vazifesi onun bir çeşit lezzetidir. İşini ve vazifesini terk etmesi ise; “o uzvun bir nevi azabıdır.” Yürümeyi terk etmesi ayak için bir azap, tutmayı bırakması da el için bir çeşit azaptır. Görme gözün, işitme kulağın, tat alma ise dilin hususi lezzetleridir.

Ruhtaki her bir lâtifenin de ayrı bir lezzeti var; anlamanın, inanmanın, hayal etmenin, hıfzetmenin, sevmenin, merhametin, şefkatin lezzetleri birbirinden ayrıdır. Bunların zıtları ise o lâtifelerin elemleridir.

Öte yandan, bu aza ve lâtifeler arasında bir yardımlaşma ve birbirinin imdadına koşma da söz konusudur. Yürüyen bir insanın elleri ve ayakları arasında bir yardımlaşma olduğu gibi, beynin muntazam çalışmasından, gözün görmesine kadar bütün organlar ve lâtifeler de bu yürüme fiiline yardım etmekle, aynı zamanda birbirlerine de yardım etmiş gibi olurlar.

İnsanın bir işi sevmesi, ona iştiyak duyması, yapmayı istemesi, irade etmesi o işe aklını yorması, gücünü kullanması, geçmiş bilgilerden yardım almak için hafızasını yoklaması ve daha nice manevî faaliyetlerin birlikte icra edilmesiyle o iş vücut bulabilmektedir. Ruhun mahiyeti gibi, onda sergilenen bu yardımlaşma faaliyeti de insan idrakinin çok ötelerindedir.

Çalışmayan insanlar hayatlarından hep şikâyetçilerdir. "Zaman geçmiyor..." diye eğlence merkezlerine akın ederler. Eğlence ve oyun da olsa, bir iş yaptıkları için rahatlarlar.

"Beka-i şahsi", insanın bedeninin devamı için yemesi, içmesi ve uyumasıdır ki, bunların hepsinin içinde peşin bir lezzet bulunuyor. Şayet yeme, içme ve uyumada bir lezzet olmasa idi, insanın bu işleri iştahla ve şevkle yapması mümkün olmazdı.

"Beka-i nev", insan neslinin devamıdır ki, bunun için Allah nikâha bir lezzet koymuş; bu lezzetin sevki ile nesiller çoğalıyor. Ayrıca Allah çocuklara karşı anne ve babaya müthiş bir şefkat ve iştiyak vermiştir. Anne-baba gerektiğinde evladı için canından geçebiliyor.

Erkek ve kadın arasına konulan sevgi ve merhamet, ancak Rabbimizin ihsanıdır. Bu ihsan olmasaydı hiçbir erkek, kazancına ortak ve kendisine yük olacak bir hanımın ve birkaç çocuğun sıkıntısını yüklenir miydi? Aynı şey kadın için de söz konusu. Bütün bunlar, beka-i nevin en mühim sebepleridir.

Bu bütün canlılar için de geçerlidir.

“Tavuğun bütün sermayesi kendi hayatı iken, yavrusunu itin ağzından kurtarmak için-Hüsrev’in müşahedesiyle-kafasını ite kaptırır.” (Lem’alar, 17. Lem’a)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...