Zamanın hakikatini mezkûr meseleler muvacehesinde daha net olarak nasıl anlayabiliriz? Zaman nisbi kabul ediliyor. Bunun hakikat veçhesi ne olabilir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Üstat Hazretlerinin bu konudaki beyanı aynen şöyledir:

“İşte İmam-ı Mübinin imlası ile yani kaderin hükmüyle ve düsturuyla kudret-i İlahiye, icad-ı eşyada her biri birer âyet olan silsile-i mevcudatı Levh-i Mahv-İspat denilen zamanın sahife-i misaliyesinde yazıyor, icad ediyor, zerratı tahrik ediyor. Demek harekât-ı zerrat; o kitabetten, o istinsahtan mevcudat, âlem-i gaybdan âlem-i şehadete ve ilimden kudrete geçmelerinde bir ihtizazdır, bir harekâttır.”(1)

Üstat Hazretleri zerratın hareketini kitabete, yani ilmin görünen yazıya ve kitaba dönüşmesine benzetiyor. Bu kitabet ile ilim dairesindeki şeyler kudret dairesine geçiyorlar. Bu geçiş, zamanın sahife-i misaliyesinde icra ediliyor. Böylece zamanın çok ince bir tarifini elde etmiş oluyoruz. İnsanın “şuûn-u İlahiyenin bir mikyası” olduğu noktasından hareket ettiğimizde konu biraz daha belirgin hale gelebilir. Şöyle ki;

Biz bir cümleyi yazmak istediğimizde o cümle önce aklımızda teşekkül eder. Bu cümlenin kelimeleri için zaman söz konusu değildir. Yani onlar için önce ve sonra kelimeleri kullanılmaz. Hepsi zihnimizde bir anda ve beraber bulunurlar. O kelimeleri yazmak istediğimizde, o manalar önümüzdeki kâğıtta sıra ile kendilerini gösterirler. İşte bu önce ve sonra yazılışlar ile zaman kavramı ortaya çıkmaktadır.

Cenab-ı Hak zamandan münezzeh olduğu gibi, ilmindeki eşya için de zaman söz konusu değildir. Her şey onun ilminde beraber bulunurlar. Hepsini birlikte bilir, bu noktada biri diğerinden önce veya sonra değildir. Eşyayı yaratmayı dilediğinde o kudret kelimelerinin "âlem-i gaybdan âlem-i şehadete ve ilimden kudrete geçmelerinde bir ihtizaz”, bir hareket başlar. Böylece zaman tahakkuk etmiş olur.

Üstadımız bu bahsin sonlarında,

"Amma Levh-i Mahv, İsbat ise, sabit ve daim olan Levh-i Mahfuz-u Âzam’ın daire-i mümkinatta, yani mevt ve hayata, vücut ve fenâya daima mazhar olan eşyada mütebeddil bir defteri ve yazar bozar bir tahtasıdır ki, hakikat-i zaman odur. Evet, her şeyin bir hakikati olduğu gibi, zaman dediğimiz, kâinatta cereyan eden bir nehr-i azîmin hakikati dahi, Levh-i Mahv, İsbat’taki kitabet-i kudretin sahifesi ve mürekkebi hükmündedir. Lâ ya’lemu’l-ğaybe illâllah."(2)

cümlesiyle zamanın, soyut olmakla beraber, varlıkların yaratılmasında ve ifnasında esas olan ve tahtaya benzetilebilen Levh-i Mahf ve İspat'ta eşyanın yazılmasında bir mürekkep vazifesi gördüğünü ve misali bir sayfa hükmünde olduğunu beyan etmektedir.

Üstat Hazretleri kâinatın ölmesinin mümkün oluğunu izah ederken, kanun-u tekâmüle dâhil olan eşyanın neşvünema bulduklarını, büyüyerek kemale erdiklerini, onların fıtri bir ömür sonunda mevtin pençesinden kurtulamayarak varlıklarının son bulduğunu ifade ediyor. İşte zaman bu tekâmül yolculuğunun adımları hükmündedir. Ahirette her şey son haliyle bir anda yaratıldığı için, o kudret aleminde tekâmül yolculuğu yoktur, dolayısıyla orada zamanın da hükmü ortadan kalkar.

Dipnotlar:

(1) bk. Mektubat, Onuncu Mektup.
(2) bk. age.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...