"Fedakârlık" ve "Feragat" nedir, nasıl olur?

Soru Detayı

- Üstad Hazretlerinin hayatından misaller verebilir misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Risale-i Nur'da fedakârlık çok işlenmiştir. Dinimizde ve âlemde her şey fedakârlık üzerine teessüs etmiştir.

Fedakârlık, yaratılıştan gelen bir fazilettir. İnsan ise; yaratılanların en mükemmeli ve en üstünü olduğundan, fedakârlık en evvel insana yakışır ve onda bulunması icab eder.

Bu asırda, bir nevi İslamiyet’in kıvamı olan böyle bir hizmette ve davada fedakârlık en büyük esas ve fazilettir.

Ancak fedakârlığın sahası çok geniştir. Zira her şeyden fedakârlık yapılabilir. Fedakâr insanların haline bakıp da, yapamayanların yeise düşmesine mahal yoktur. Çünkü fedakârlık noktasında herkes her fedakârlığı yapamaz, ancak herkes bir çeşit fedakârlık yapabilir.

Mesalâ; kimileri hayatından, kimileri imkânlarından, kimileri ilminden, kimileri makam ve rütbesinden, kimileri zamanından, kimileri muhabbet ve şefkatinden, kimileri ibadet, evrad ve ezkarından fedakârlık yapabilirler.

Bir üniversite talebesi ise, bulunduğu şartlarda gerek arkadaşlarına, gerekse hocalarına davasını ulaştırma noktasında; bir çeşit fedakârlıkta bulunabilir. Hiçbir şey yapamaz ise; başarılı, çalışkan ve örnek bir öğrenci olmak dahi, çok mühim bir fedakârlıktır.

İkramda bulunmak, sevgi ve muhabbetle davranmak, iltifat etmek, uzlaşmacı ve uyumlu olmak, ahlaklı ve faziletli yaşamak, gurur ve enaniyetli olmamak, hürmetli ve saygılı olmak, hemen hemen her insanın yapabileceği fedakârlıklardır.

Bununla beraber, tebligata taalluk eden ve ihtisas gerektiren çalışma ve fedakârlıklar ise; zamanla, eğitim ve tecrübe ile kazanılan hususiyetlerdir.

Fedakârlık kök açısından فادي kelimesinden gelir. Her zaman ب harfi ceriyle gelir. Feragat ise تفرغ kelimesinden gelir. عن veya maksat ifade eden ل harfi ceriyle gelir. ب harfi ceri ile elde edilen şeyin feda edilmesi söz konusudur. Çünkü ب harfinde bitişiklik ve beraberlik manası vardır. Ama ل harfi ceri ile feragat; bir gaye ve dava uğruna gelecekteki bir şeyi adamak manasına gelir ki, o da müstakbel ile ilgili olup, daha ele gelmeden, elde etmeden vazgeçmek, terk etmek manasına gelir. عن olsa bile uzaklık bildirir ki o da müstakbeldeki bir durumdan vazgeçme manasına gelir.

Mücadelesiz, feragatsız, fedakârlık yapmadan, ızdırabsız hiçbir dava kök tutmamıştır. Her zaman İslam ve iman davası fedailer istemiştir. Feragat edecek adamlar beklemektedir. Elimizden geldiğince elde ettiğimiz şeylerden fedakârlık, daha elde etmediğimiz şeylerden de feragat etmemiz gerekir.

Unutulmasın ki; bir şeyin değeri feda edilen şeylerle ve feragat edilen durumlarla kıymet ve değer kazanır. O zaman gayret ve himmetimiz, feragat ve fedakârlığımız ile ölçülecektir.

"Evet çok kahramanlar, çok İslam fedaileri ve çok vatanperverler gelmişler. Hepsi büyük fedakârlık ve kahramanlıkla millete, vatana hizmet etmişler. Fakat o hizmetlerinin neticesinde layık oldukları mükâfat onlara verilmiş. Her birisi birer mükâfata mazhar olmuşlar." (Emirdağ Lahikası-II, 89. Mektup)

"Zira bu yol; peygamberlerin, velilerin, âriflerin, sâlihlerin ve bilhâssa canını canana seve seve feda eden ve sayısı milyonlara sığmayan kahraman şehidlerin mukaddes yoludur. Artık bu çetin yolda yürümek isteyenler, her an karşılarına dikilecek olan müdhiş maniaları daima göz önünde tutmaları lâzımdır. Evet bu yolda yürüyecek olanların; sizdeki sarsılmak bilmeyen imanla, yüksek ve İlahî irfanla ve bilhâssa hârikulâde ihlas ve feragatla mücehhez olmaları gerektir." (Tarihçe-i Hayat, Risale-i Nur ve Hariç Memleketler: Ali Ulvi'nin Mektubu)

Hele ki bu ahir zamanda en çok fedakârlığın ve feragatın lazım olduğu zamandır.

"Evet kardeşlerim; bu zamanda öyle dehşetli cereyanlar ve hayatı ve cihanı sarsacak hadiseler içinde, hadsiz bir metanet ve itidal-i dem ve nihayetsiz bir fedakârlık taşımak gerektir." (Kastamonu Lahikası, 120. Mektup: Said Nursi)

Feragat ile fedarkârlığın farkına değinelim...

Feragat, kendi isteğiyle hakkından vazgeçmektir. Feragat; ele geçmeden, elde etmeden göz dikmeden vazgeçmektir. Müstakbel ile ilgilidir. Fedakârlığın üstü feragattır. Feragatte kesinlikle bir menfaat ve karşılık söz konusu değildir.

Fedakârlık ise elde ettikten sonra ondan vazgeçmektir. Yani mazi söz konusudur ve mazideki bir şeyden vazgeçiş ile ilgilidir. Feragat, fedakârlıktan daha zordur. Fedakârlıkta karşılık ve menfaat olabilir.

Mesela, "fedakârlıkta bir menfaat olabilir" hususunda Üstad Hazretleri Ermeni fedaileri için şu sözü kullanır;

"Madem fâni dünya hayatı, küçücük ve menfî milliyetin muvakkat menfaati ve selameti için bu harika fedakârlığı yapan Ermeni fedaileri karşımızda görünürler." (Şualar, On Dördüncü Şua)

Fedakârlık kelimesinin Risale-i Nur'da ekseriyetle şefkat ile beraber kullanılması çok manidardır. Çünkü şefkat ancak elde edilen şeye karşı yapılır. Bir çocuğa veya sahibi olduğu mahlûkata veya alaka kurduğu masnuata karşıdır. Bu da mazide olup, fedakârlık kelimesi ile birlikte kullanılması muvafık olmuştur. Eğer fedakârlık, şefkatten dolayı ise onda karşılık ve menfaat beklenilmez.

"Bu şefkatteki fedakârlık, hakiki bir ihlası ve mukabelesiz bir fedakârlık manasını ifade ettiğinden, şimdi bu zamanda pek çok ehemmiyeti var." (Lem'alar, Yirmi Dördüncü Lem'a)

Ayrıca Üstad, müstakbeldeki muhtemel olan durumlardan ve nimetlerden vazgeçtiğini ifade için feragat kelimesinı kullanmıştır. Mesela, hizmeti imaniyenin ihlas ve safiyeti için mebusluğu, üç yüz lira maaşı, hem Diyanet Riyaseti dairesinde Dârü'l-Hikmet'teki eski vazifesini, hem Şark’ta Şeyh Sünusî'nin yerine vaiz-i umumiyi, hem bir köşk tahsisi gibi teklifleri kabul etmemesi en büyük bir feragattır.

"İstedikleri takdirde dünya nimetleri kendilerine yâr olduğu halde; her türlü şahsî, dünyevî rütbelerden, varlıklardan feragatla, ömürlerini Risale-i Nur'un hizmetine vakfetmişlerdir." (Tarihçe-i Hayat, Barla Hayatı)

Ayrıca mesela Tarihçe-i Hayat kitabında "Ali Ulvi Kurucu"nun önsözüne baktığımızda feragat ile ilgili bölümde evlilik konusuna değinmesi, ayrıca diğer yerlerde istiğna, arzu, istek, nefisten, siyasetten, fâni şahsiyetten bahsederken feragat kelimesini kullanması çok manidardır. Hatta o bölümdeki şu söz feragattn zirvesini ve şâhikasını bize şöyle ifade etmiştir.

"Allâme Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi merhumdan, feragate ait şöyle bir söz işitmiştim: "İslâm, bugün öyle mücahidler ister ki; dünyasını değil, âhiretini dahi feda etmeye hazır olacak." (Tarihçe-i Hayat, Ön Söz)

"Sıddık-ı Ekber (Radıyallahu Anhü) demiştir ki: 'Cehennem'de vücudum o kadar büyüsün ki, ehl-i imana yer kalmasın.' Bedîüzzaman, bu gayet ulvi seciyenin bir lem'acığına mazhar olmak için, 'Birkaç adamın imanını kurtarmak için cehenneme girmeye hazırım.' diye fedakârlığın şâhikasına yükselmiş ve böyle olduğu, Kur'an ve İslamiyet'in fedai ve muhlis bir hâdimi olduğu, seksen senelik hayatının şehadetiyle sabit olmuştur." (Sözler, Konferans)

Mesela, Darü'l-Hikmet'teki azalığından fedakârlık etmesi, hem candan, maldan, maaştan, paradan vazgeçtiğini bahsederken fedakârlık kelimesini kullanması, elde edilen şeyden fedakârlık edildiğinin delilidir.

Ayrıca fedakârlığına karşı feragatle karşılık vermek çok üstün bir ahlaktır. Bir umumi menfaate karşı muhtemel şahsi menfaati terk etmek de feragattır. Bu da çok üstün zatlarda bulunur.

"Sen madem fedakârsın; ben de o fedakârlığa mukabil, menfaatınızı menfaatıma tercih ediyorum, gücenme! O da bu sırrı anladıktan sonra kabul etti, gücenmedi." (Barla Lahikası, 119. Mektup: Said'in Fıkrasıdır)

Mesela, Üstad Hazretleri kendi yerinde hasta olan ve hatta bir başkasının kendi yerine ömrünü verip ölmesi gibi durumlarda fedakârlık kelimesini kullanması, fedakârlığın elde edilen şeylerle alakalı olduğunun ayrı bir delilidir.

"Belki sen bana yardım etmek için, eski zamanda birbirinin bedeline hasta olması ve ölmesi gibi harika fedakârlık gösteren zatlar gibi, benim bir parça rahatsızlığımı aldın." (Şualar, On Üçüncü Şua)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...