Block title
Block content

Birinci Maksat

İçerikler

  1. "O elifin iki yüzü var. Biri hayra ve vücuda bakar. O yüz ile yalnız feyze kabildir. Vereni kabul eder; kendi icad edemez. O yüzde fâil değil; icaddan eli kısadır. Bir yüzü de şerre bakar ve ademe gider. Şu yüzde o fâildir, fiil sahibidir." İzahı?

  2. "Öyle ise, hakikî nihayet ve hadleri olmadığından, farazî ve vehmî bir haddi çizmek lâzım geliyor. Onu da enaniyet yapar. Kendinde bir rububiyet-i mevhume, bir mâlikiyet, bir kudret, bir ilim tasavvur eder, bir had…" Devamıyla detaylıca izah eder misiniz?

  3. Cenâb-ı Hakkın sıfat ve esmâsının muhit ve hudutsuz olmaları ile ne olduklarının bilinememesi ne demektir?

  4. Ene için "şuurlu tel" ifadesi kullanılıyor. Acaba enedeki şuur ile akıldaki şuur aynı mı?

  5. Ene için ifade edilen "...vücud-u insaniyetin kalın ipinden şuurlu bir tel ve mahiyet-i beşeriyenin hullesinden ince bir ip ve şahsiyet-i ademiyetin kitabından bir eliftir." cümlesini nasıl anlamalıyız?

  6. Enenin "alet-i inkişaf" olmasını misalle izah eder misiniz?

  7. Enenin bir yüzünün vücuda, bir yüzünün de ademe bakması nasıl oluyor, ne demektir?

  8. Enenin iki vechiden bahsediliyor Risalelerde. Bu vecihler nelerdir, genişçe açıklar mısınız?

  9. Kader Risalesi’nde hayrın ve şerrin tercihine cüz-i ihtiyarinin üssü’l esası olan meyelanın sebep olduğu ifade edilmişti. Bu derste ise hayrın da şerrin de işlenmesi enaniyete bağlanıyor. Enaniyet ile meyelanın farkı var mıdır, açar mısınız?

  10. Risalede, ene için neden "şuurlu" ifadesini kullanmış; sadece şuur kelimesini merak ediyorum?..

  11. “Vücud-u insaniyetin kalın ipinden şuurlu bir tel”, “Mahiyet-i beşeriyenin hullesinden ince bir ip”, “Şahsiyet-i Âdemiyetin kitabından bir elif… ” Bu benzetmeler ne anlama geliyor?

  12. "Eğer o ene, hikmet-i hilkatini unutup vazife-i fıtriyesini terk ederek kendine mânâ-yı ismiyle baksa, kendini mâlik itikad etse, o vakit emanette hıyanet eder." Enenin kendine mâna-yı ismiyle bakması ne demektir?

  13. "Emaneti bihakkın eda eder ve o enenin dürbünüyle, kâinat ne olduğunu ve ne vazife gördüğünü görür." Bu ayetin enaniyet ile tefsiri konusunda biraz açıklama yapar mısınız?

  14. "Hem onun mahiyeti harfiyedir; başkasının mânâsını gösterir. Rububiyeti hayaliyedir. Vücudu o kadar zayıf ve incedir ki, bizzat kendinde hiçbir şeye tahammül edemez ve yüklenemez..." Devamıyla izah eder misiniz?

  15. "İşte, bütün şirkleri ve şerleri ve dalâletleri tevlid eden enaniyetin şu cihetindendir ki, semâvât ve arz ve cibal tedehhüş etmişler..." cümlesini devamıyla açıklar mısınız?

  16. "İşte, bütün şirkleri ve şerleri ve dalâletleri tevlid eden enaniyetin şu cihetindendir ki,  semâvât ve arz ve cibal tedehhüş etmişler, farazî bir şirkten korkmuşlar." İzah eder misiniz?

  17. "İşte, mahiyetini şu tarzda bilen ve iz'ân eden ve ona göre hareket eden, قَدْ اَفْلَحَ مَنْ زَكّٰیهَا beşaretinde dahil olur." Zikredilen ayetin yeri, tefsiri ve konuyla münasebetini açabilir misiniz?

  18. "O ulûm, nur ve hikmet olarak kalır, zulmet ve abesiyete inkılâb etmez." Gelen ilimlerin nur ve hikmet olarak kalması, zulmet ve abesiyete inkılap etmemesi ne demektir?

  19. "O vakit emanette hıyanet eder, وَقَدْ خَابَ مَنْ دَسّٰيهَا altında dahil olur." Ayetin yerini, tefsirini ve konuyla münasebetini açar mısınız?

  20. "Şu yüzde o fâildir, fiil sahibidir. Hem onun mahiyyeti, harfiyyedir; başkasının mânasını gösterir. Rubûbiyyeti hayâliyyedir." Kendini fail gibi görüyorsa, başkasının manasını nasıl gösteriyor?

  21. "Ve âfâkî malûmat nefse geldiği vakit, enede bir musaddık görür." Afakî malumatın nefse gelmesi ne demektir. Nasıl musaddık görür ve eneyle münasebeti nedir?

  22. "Ve âfâkî malûmat nefse geldiği vakit, enede bir musaddık görür." cümlesini açar mısınız?

  23. "Vücudu o kadar zayıf ve incedir ki, bizzat kendinde hiçbir şeye tahammül edemez ve yüklenemez." cümlesini nasıl anlamalıyız?

  24. "لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ وَلَهُ الْحُكْمُ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ der, hakikî ubûdiyetini takınır." Bu ibare nereden alınmıştır ve ne anlama gelmektedir? Hakikî ubudiyeti biraz açıklar mısınız?

  25. Benliği vahidi kıyasi aracı olarak kullanmak, devamlı olan bir şey mi? Sanki, benlik, bunu yapa yapa zayıflayarak sıfırlanmaya başlıyor gibi. Yani vahidi kıyasi yapacak bir benlik kalmıyor sanki bir müddet sonra?

  26. Ene nedir, vahid-i kıyasi olmasını nasıl anlamalıyız?

  27. “Makam-ı ahsen-i takvime çıkar...” Makam-ı ahsen-i takvim ne demektir? Enaniyetin o makama çıkması ne anlama gelmektedir?

  28. “Vakta ki, ene, vazifesini şu suretle ifa etti; vahid-i kıyasî olan mevhum rububiyetini ve farazî mâlikiyetini terk eder.” Ene vazifesini yaptıktan sonra vahid-i kıyasi olan mevhum rububiyetini ve farazî malikiyetini nasıl terk eder?

  29. "Duyguları, efkârları; kâinatın envâr-ı mârifetini getirdiği vakit, nefsinde onu tasdik edecek, ışıklandıracak ve idame edecek bir madde bulmadığı için, sönerler." cümlesini açıklar mısınız?

  30. "Evet nasıl mîrî malından kırk parayı çalan bir adam, bütün hazır arkadaşlarına birer dirhem almasını kabul ile hazmedebilir. Öyle de 'Kendime mâlikim' diyen adam, 'Her şey kendine mâliktir' demeye ve itikad etmeye mecburdur." İzah eder misiniz?

  31. "Evet, ene ince bir elif, bir tel, farazî bir hat iken, mahiyeti bilinmezse, tesettür toprağı altında neşvünemâ bulur. Gittikçe kalınlaşır, vücud-u insanın her tarafına yayılır. Koca bir ejderha gibi, vücud-u insanı bel' eder." İzah eder misiniz?

  32. "Gayet azîm bir şirke düşer, اِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظِيمٌ meâlini gösterir." Buradaki ayetin yeri, tefsiri ve zulm-ü azîmin enaniyetle münasebetini açabilir miyiz?

  33. "İşte, ene şu hâinâne vaziyetinde iken, cehl-i mutlaktadır. Binler fünunu bilse de cehl-i mürekkeple bir eçheldir. Çünkü duyguları, efkârları kâinatın envâr-ı marifetini getirdiği vakit, nefsinde onu tasdik edecek, ışıklandıracak..." Açıklar mısınız?

  34. "Mahz-ı hikmet gelse, nefsinde abesiyet-i mutlaka suretini alır. Çünki şu haldeki ene'nin rengi, şirk ve ta'tildir, Allah'ı inkârdır." İzah eder misiniz?

  35. "Nasıl mîrî malından kırk parayı çalan bir adam, bütün hazır arkadaşlarını birer dirhem almasını kabul ile hazmedebilir. Öyle de ‘Kendime mâlikim.’ diyen adam, ‘Her şey kendine mâliktir.’ demeye ve itikad etmeye mecburdur." Örnekle hakikatin münasebeti?

  36. "Şeytan gibi, Sâni-i Zülcelâlin evâmirine karşı mübareze eder." Enaniyetin şeytanın isyanına benzetilmesinin hikmeti nedir?

  37. "Sonra kıyas-ı binnefs suretiyle herkesi, hattâ her şeyi kendine kıyas edip, Cenab-ı Hakk'ın mülkünü onlara ve esbaba taksim eder. Gayet azîm bir şirke düşer. اِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظ۪يمٌ mealini gösterir." Her şeyi kendine kıyas etmekle izahı?

  38. "Sonra, kıyas-ı binnefis suretiyle, herkesi, hattâ her şeyi kendine kıyas edip, Cenâb-ı Hakkın mülkünü onlara ve esbaba taksim eder." Diğer varlıkları da aynı kefeye koyup Cenâb-ı Hakk’ın mülkünü onlara taksim etmek ne demektir, nasıl anlaşılmalıdır?

  39. "Sonra, kıyası binnefis suretiyle, herkesi, hattâ her şeyi kendine kıyas edip, Cenâb-ı Hakk'ın mülkünü onlara ve esbaba taksim eder, gayet azîm bir şirke düşer." cümlesini açıklar mısınız?

  40. "Sonra, nev'in enaniyeti de bir asabiyet-i nev'iye ve milliye cihetiyle o enaniyete kuvvet verip, o ene, o enaniyet-i nev'iyeye istinad ederek..." İzah eder misiniz?

  41. "Sonra, nev’in enaniyeti de bir asabiyet-i nev’iye ve milliye cihetiyle o enaniyete kuvvet verip, o ene, o enaniyet-i nev’iyeye istinad ederek, şeytan gibi, Sâni-i Zülcelâlin evâmirine karşı mübareze eder." Açıklar mısınız?

  42. Enedeki "karanlık nokta" nedir, izah eder misiniz?

  43. Enenin, hassas bir mizan ve doğru bir mikyas, muhit bir fihriste, mükemmel bir harita, cami bir ayna ve kainata güzel bir ruzname olmasını açıklar mısınız?

  44. "Her ne vakit o iki silsile imtizaç ve ittihad etmişse, yani silsile-i felsefe silsile-i diyanete dehalet edip itaat ederek hizmet etmişse..." Felsefe ve Nübüvvet mesleğinin ittihad ettiği zamanlar hakkında bilgi verir misiniz?

  45. "Kuvve-i akliye dalında dehriyyun... Ve kuvve-i gadabiye dalında Nemrutları... Ve kuvve-i şeheviye dalında aliheleri, sanemleri..." Bu cümleleri açıklar mısınız?

  46. "Kuvveyi akliye dalında enbiya mürselin, evliya ve sıddıkın meyvelerini yetiştirdiği, gibi kuvveyi dafia dalında adil hakimleri melek gibi melikler meyvesini ve kuvveyi cazibe dalında..." Devamıyla izah eder misiniz?

  47. "Nemrutları, Firavunları yetiştiren ve onlara dayelik edip emziren eski Mısır ve Babilin sihir derecesine çıkmış veyahut hususi olduğu için etrafında sihir telakki edilen eski felsefeleri olduğu gibi aliheleri Yunan kafasında yerleştiren,.." izahı nasıl?

  48. "Silsile-i felsefenin silsile-i diyanete dehalet edip itaat etmesi" ne demektir ve ayrıldıklarında nasıl bir tablo ortaya çıkıyor?

  49. "Tabiatın perdesi ile Allah’ın nurunu görmeyen insan, her şeye bir ulûhiyet verip, kendi başına musallat eder." cümlesini açıklar mısınız?

  50. "Ve kuvve-i şeheviye-i behîmiye dalında âliheleri, sanemleri ve ulûhiyet dâvâ edenleri semere vermiş, yetiştirmiş." cümlesini açar mısınız?

Yükleniyor...