Block title
Block content

EMANET

 
Emanet, “Dinî tekliflerin tamamı”, “farzlar”, “İslâm’ın emirleri”, “insana ihsan edilen her nimet”, “arza halife olma kabiliyeti” gibi mânâlara gelir.

“Biz o emaneti göklere, yere ve dağlara arzettik, onlar onu yüklenmeye yanaşmadılar, ondan korktular. İnsan ise onu yüklendi. O cidden çok zalim, çok cahil bulunuyor.” (Ahzab, 72)

Emanetle ilgili bu âyette Cenâb-ı Hak, göklerden, yerden ve dağdan bir vazife istemiş, onlara bir emanet arz etmiştir. Bu arz edişin keyfiyetini bilemeyiz ve onların bu vazifeden içtinab etmelerini de bir isyan olarak değerlendiremeyiz.

İlgili âyette emanetin göklere, yere ve dağlara teklif değil, arz edildiğinden bahsedilir. Teklif edilseydi reddetmeleri düşünülemezdi. Arz etmekte bir başka mânâ vardır. Bir padişah, huzuruna çağırdığı bir askerine “Sen kâtiplik yapabilir misin?” diyebilir ve ona böyle bir vazife arz edebilir. O nefer, padişahından özür dileyerek, “Maalesef benim okuma yazmam yok; olsaydı emrinizi hemen yerine getirirdim.” der.

Nur Külliyatı’ndan Onuncu Söz’de bu emanet şöyle açıklanır:
“Küçücük cüz’î ölçüleriyle, sanatçıklarıyla Hâlıkının muhit sıfatlarını, küllî şuunatını, nihayetsiz tecelliyatını ölçerek bilmek…”

Otuzuncu Söz’de ise bu konuda şöyle bir misal verilir:
“Ben nasıl bu evi yaptım ve yapmasını biliyorum ve görüyorum ve onun mâlikiyim ve idare ediyorum. Öyle de: Şu koca kâinat sarayının bir ustası var. O usta onu bilir, görür, yapar, idare eder ve hakeza...”

İşte bu ve benzeri nice mukayeseleri yaparak Allah’ın sonsuz sıfatlarını, şuunatını ve esmasını bilme vazifesini (kendilerinde bunu yapabilecek istidat bulunmadığı için) gökler, yer ve dağlar yüklenememişlerdir.

Bu âyet-i kerime ile insanın zengin istidadı, semalardan yüksek olan ehemmiyeti ve kâinatı çok gerilerde bırakan ulvî vazifesi beyan edilerek, insanoğluna küçük şeylerin peşinde koşmaması tavsiye edilmektedir.
Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 2333 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
Yükleniyor...