Block title
Block content

"İmkan ve vücup" ifadesinin, Peygamber Efendimizin miraçtaki konumuna tatbikini yapabilir misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İmkan, mevcudatın varlığının ve yokluğunun müsavi olma haline denir. Mevcudat varlık ve yokluk ortasında  mütereddit bir durumda iken, vacibü'l-vücut olan, yani varlığı kendinden olan Allah ezeli iradesi ile bu tereddüdü bozup mevcudata varlık rengini  vermiştir. Yani Allah, imkan dahilinde olan mevcudatın yokluk cephesini değil, varlık cephesini seçmiştir.

Bütün mevcudat varlık sahasına çıkma hususunda ve noktasında vacibü'l-vücut olan Allah’a muhtaçtır. Şayet Allah bu mevcudatın varlık sahasına çıkmasını irade etmese idi, mevcudat  asla varlık sahasına çıkamazlardı. Bu yüzden imkan, yani varlığı ve yokluğu eşit olan her şey Vücub mertebesinde olan Allah’a bakar ve ona muhtaçtır.

İmkanın diğer bir ifadesi varlığı kendinden olmayıp, Allah’ın var etmesi ile vücut mertebesine çıkan eşya, masiva, mahlukat demektir. Yani Allah’tan gayrı her şey imkan dairesindedir.

İmkanın zıddı ise vücup dairesidir ki, bu daire uluhiyet dairesidir. Yani Allah’ın Zatı ve sıfatlarına işaret eden bir kavramdır vücub ifadesi.

Allah, Hazreti Peygamber (asm)'i miraçta, bütün mülkünü gezdirip, bütün isim ve sıfatlarının tecelli ve nakışlarını gösterdikten sonra, final olarak, bütün o güzel sanat ve nakışların kaynağı ve esası olan Zat-ı Akdesini, yani rüyetini, Habibine gösterdi. 

Miraçta, Hazreti Peygamber (asm) bütün imkan alemini, yani mahlukatı ve yaratılmışları geride ve arkasında bırakarak, Allah’ın zatını görebilecek bir kıvama ve mevkie gelmiştir. İşte,  rüyetine mazhar olduğu yere, kab-ı kavseyn denilmiştir.

Kâbe kavseyn: Kelime olarak, iki yay uzaklığı anlamındadır. Bu bir tabirdir. Yoksa, Allah ile kul arasında mekanı akla getiren bir uzunluk birimi değildir.

Ama, şunu diyebiliriz: Hazreti Peygamber (asm), bütün imkan alemini geride bırakıp, mahiyetini idrak edemediğimiz ve edemeyeceğimiz bir makama varıp, Allah’ın Zatını, maddi cesedi  ve dünya gözü ile görmüştür. Üstad Hazretleri, bu makamı, yani kâbe kavseyni, "imkan ve vücub ortası" diye tarif ediyor. Yani, mahlukatın bitip tükendiği ve  Allah’ın Zat-ı Akdesinin  tezahür ettiği bir makam demektir. 

Şunu da iyi bilmek gerekir ki, bazı kavramlar ve isimler,  hiçbir zaman tam ve ihata ile bilinemeyecek ve anlaşılamayacak şeylerin üstünde bir sembol ve bir alemdir. Kâbe kavseyn kavramı da anlaşılması zor olan imkan ve vücup ortası diye işaret edilen makam üzerinde bir semboldür, bir alemdir. Bu yüzden kâbe kavseyni bir mekan olarak değil de, bir makam olarak ele almak daha isabetli ve sağlıklı olur. Mekan kavramı ister istemez Allah’a bir mekan hayal ettiriyor ki, bu İslam inancı açısından çok riskli bir durum olur. Bu yüzden kâbe kavseyni Hazreti Peygamber (asm)'in mahiyetini bilmediğimiz bir şekilde Allah’ı Zatı ile gördüğü bir makamdır diye anlamak en salim yol olur.

Temsilde hata olmasın, güneş nasıl dünya sınırlarına girmeden, yani dünya mekanından münezzeh ve mukaddes olarak bize doğup tezahür ediyor ise, aynı şekilde Allah’da zaman ve mekan sınırlarına girmeden, yani zaman ve mekandan münezzeh ve mukaddes olarak bize doğup tezahür edebilir. İşte  kâbe kavseyn ve cennetteki rü’yet bu kabilden bir rü’yettir denilebilir. Allah bizi tecsim ve teşbih illetinden muhafaza etsin.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: İkinci Esas | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 5432 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
Yükleniyor...