Block title
Block content

"Kâbe kavseyn olan imkan ve vücub ortası" ne demektir?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İmkan kavramı: Allah’ın zatı ve sıfatları dışında yer alan tüm mahlukatı temsil eder. Yani, yaratılmış bütün mahlukata imkan denir. Vücub ise, Allah’ın zatı ve sıfatlarına denir; uluhiyeti temsil eder.

Allah, Hazreti Peygamberi (asm) miraçta, bütün mülkünü gezdirip, bütün isim ve sıfatlarının tecelli ve nakışlarını gösterdikten sonra, final olarak, bütün o güzel sanat ve nakışların kaynağı ve esası olan Zatı Akdesini, yani rüyetini, Habibine (asm) gösterdi. 

Miraçta, Hazreti Peygamber (asm) bütün imkan alemini, yani mahlukatı ve yaratılmışları geride ve arkasında bırakarak, Allah’ın zatını görebilecek bir kıvama ve mevkie gelmiştir. İşte, rüyetine mazhar olduğu yere, kab-ı kavseyn denilmiştir.

Kab-ı kavseyn: Kelime olarak, iki yay uzaklığı anlamındadır. Bu bir tabirdir. Yoksa, Allah ile kul arasında mekanı akla getiren bir  uzunluk birimi değildir. Ama, şunu diyebiliriz; Hazreti Peygamber (asm), bütün imkan alemini geride bırakıp, mahiyetini idrak edemediğimiz ve edemeyeceğimiz bir makama varıp, Allah’ın zatını, maddi cesedi  ve dünya gözü ile görmüştür.

Üstat, bu makamı, yani kâbe kavseyni, "imkan ve vücub ortası" diye tarif ediyor. Yani, mahlukatın bitip, Allah’ın zatının tezahür ettiği bir makam.

Şunu da iyi bilmek gerekir ki, bazı kavramlar ve isimler, hiçbir zaman tam ve ihata ile bilinemeyecek ve anlaşılamayacak şeylerin üstünde bir sembol ve bir alemdir. Kâbe kavseyn kavramı da anlaşılması zor olan imkan ve vücup ortası diye işaret edilen  makam üzerinde bir semboldur, bir alemdir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: İkinci Esas | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 11239 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

ZULKARNEYN59430
KATILMIYORUM değerli editör kardeşim bu sualin cevabı şu olmak gerektirki:kab-ıkavseyn Üstad Bediüzzamanında dediği gibi; imkan(kulluk,cismaniyyet)ve vücub(ilahlık)arasındaki bir vücud mertebesidir.yoksa dediğiniz gibi mekan değildir.peygamberin Allahın rü'yetine mazhariyeti bir mekanda olmamıştır.çünkü ilah mekana sığışmaz,Hz.muhammed mekandan kurtulamaz(hudus olarak kaldığı sürece)işte bu çelişkiyi ortadan kaldırmak için Allh(c.c)habibini kulluktan çıkarıp mekandan kurtarıp sadece o an için (kullukla ilahlık arasında bir kıvama sokup )rü'yetini göstermiştir...
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (editor)

Öncelikle, aklımıza ya da kalbimize gelen fikirleri ve manaları vuracağımız bir mihengimiz vardır.Bu mihenk ise, dinin esaslar ve ehl-i sünnetin prensipleridir. Teşri edeceğimiz her fikir ve mana için, şeriata ve ehli sünnete uygun olup olmadığına bakılmalı, ondan sonra kalbe konup tebliğ edilmelidir. “Kulluk ile ilahlık arası” şeklinde ifade edilecek bir fikir, yukarıdaki kriterler açısından baktığımızda, doğru bir ifade olmadığını görmekeyiz. .Zira ilahlık ile kulluk arası diye bir şey olamaz. Zira, bir şey, ya mahluktur ya da İlahtır. Üçüncü bir mertebe, ne Kur’anda vardır, ne sünnette vardır. Resulullah, ne kadar manevi mertebe kat ederse etsin, ilahlık manasına yaklaşamaz. Bu onu hudustan çıkaramaz. Hudustan münezzeh olan sadece Allah’tır. Üstat, bu manayı 17. lema’nın ikinci notasında şöyle ifade ediyor: “Çünkü mahlûkat, mâbûdiyetten uzaklık noktasında müsâvi oldukları gibi, mahlûkiyet nisbetinde de birdirler." Yani mahluk olma ve ma’bud olamama durumunda her şey eşittir. Eşit olmayan, Allah katındaki rıza makamıdır ve derecemizdir. Miraca, Peygamberimiz(sas) hem ruhen, hem de bedenen gitmiştir. Bu, ehli sünnetin görüşüdür. Hudus, bir şeyin sonradan varlık sahasına, Allah tarafından çıkarılması demektir. Bunun tersi, ezeliyettir. Yani, başlangıcının olmamasıdır. Bu sıfatı Allah’tan başkası için kullanmak şirk olur. İmanı izale eder. Bir mahluk, hiçbir zaman uluhiyet sıfatlarına erişemez, kavuşamaz. Hatta Allah’ın, bir kuluna uluhiyet sıfatı vermesi de muhaldir. Bunlar, ilmi kelamda kesinlik kazanmış prensiplerdir. Yani, mahluk olan bir şeyin, hudus ve mahlukiyetten çıkması, hem alken, hem de dinen imkansızdır, caiz değildir. Allah’ı biz göremeyiz, ama Allah bize kendini gösterir. Bu da zaman, mekan ve keyfiyetten münezzeh olarak olacaktır. Yani Allah, bir mekanda, bir zamanda, bir keyfiyette olmadan görünecektir. “Allah kab-ı kavseyinde, yani orada görünmemiştir. Allah oradan kendini bize göstermiştir”. manası daha isabetli olur kanaatindeyiz. Allah ile mahlukat arasındaki tek ilişki, yaratmaktır. Onun dışında sıfat ve keyfiyet alış verişi olması imkansızdır. Yani, ne mahluk Allahın sıfatını alabilir, ne de Allah, mahlukatın sıfatı ile sıfatlanır. Tecelli ve nispi sıfatlar bahsimizin haricindedir.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
İZZET

Zülkarneyn rumuzlu kardeşim.sizin genç bir arkadaş olduğunuz anlaşılıyor. acele şeytandan, teeenni rahmandandır. burada çok soruya, çok güzel cevaplar veriliyor. dikkatle takip ediyorum, ve çok çok istifade ediyorum. bazan cevabı yetersiz görüp, katkıda bulunmak maksadı ile usulü dairesinde nezaketle bazı şeyler ben de yazıyorum. Ama ben sizin yorumunuza KATILMIYORUM diye başladığınızı görünce, daha yorumunuzun devamını okumadan eyvah dedim. acizane olarak bu başlangıç uslubunu risaleinurun prensiplerine uygun görmedim. hakkınızı helal ediniz

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
bakiduman
Zulkarneyn kardeşimiz editör abimizin yazdığı-kab-ı kavseyn bir makamdır-sözünü bir mekandır şeklinde okumuş olabilir.Birde yorumlarımıza inciti bir üslupla başlamasak çok iyi olacak çünkü bu siteden ticari bir gaye güdülmüyor.Lillah için yapılan bu çaba ve emeğe biraz sayğı duysak iyi olmaz mı?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
kartal1444
mirac ile beka alemine girdi. yani beka alemine girerek Cenab ı Allah ile görüsüyor
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
ZULKARNEYN59430
allah ebeden razı olsun.bu işi bir çıkar için yapmadınızı dünyevi bir beklenti ve kaygınızın olmadığını biliyorum.ama benimde yorumlarımda aynen dünyevi bir menfeatimin olmadığını,hakkı bulmak için yazdığımı yoksa haklı çıkmak için konuşmadığımı bilmeniz ve sabırla beni ikna etmenizi yüksek makamınızdan (hizmet cihetiyle)rica ediyorum.şimdi;1-peygamber kab-ı kavseynde uluhiyyet kazandı demedim.cism-i vücudu meratip katetmiştir.taki Zat-ı Akdesi görebilsin.2-cennette herkesin Allahı görme keyfiyyeti bir olmadığı gibi hiçbir beşer (diğer peygamberler dahil)Allahı Hz.Muhammedin(a.s.a)miracda gördüğü gibi göremeyecektir.3-söylemeye çalıştığım şey şudur:ehl-i cennet bile cisimce cennete layık bir cesete bürünerek rü'yetemazhar olacaklar(meratibe göre derece derece)işte Hz. muhammad daha ölmeden cismi o ulviyeti kazanmıştır.5-sonra;ilah olmuştur demek başka,vücud mertebesi olarak imkanla vücub arasına çıkmıştır demek başkadır.mademki Hz.muhammed ekmel-i mahlukattır o zaman bu kesbiyyet O'na çok olmamak gerektir diye düşünüyorum.lütfen hala şirki gerektiren bi düşüncedeysem düzeltin.ben hala ısrarla kab-ı kavseynin bir vücud mertebesi olduğunu idda ediyorum.Allah rızası için inad olarak değerlendirmeyin yanılgı içindeysem Allah için ikna edin."bütün ukul toplanıp bir adama verilse o 40 yıl düşünse Hz.muhammedin makamını idrak edemez"sözü bu iddamı te'yid etmezmi.tahiyyat makamında kelime-i şehadetteki (abdühu ve resuluhu)yerine sadece(ve eşhedü enne Muhammedür-resulullah)denmesi bu tezi isbat etmezmi."gaybı ancak Allah bilir ama Allah isterse kuluda bilir"cümlesinde olduğu gibi;Allah isterse en sevdiği (sevgilim)habibim dediği insan-ı muazzamı :cism-i vücud olarak hudusluktan çıkaramazmı(sıfat olarak değil,uluhiyyet vererek değil.rü'yete engel cismani engellerden kurtarmak için).cevabınızı önem ve saygıyla bekliyorum .Allah ebeden razı olsun.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (editor)

Ehli sünnete göre idraki mümkün olmayan kavramlar vardır. Bunların ekserisi de Allah ve sıfatlarının mahiyeti ile alakalı meselelerdir. Bunların tamamını ihata ile idrak etmek kullar için, istisnasız, muhaldir. Bunu teyit eden ayet, hadis ve sahabe kavilleri vardır. Hepsinden birer örnek verelim. Enam suresi 103.Ayet-i Kerime Gözler O'nu İdrak edemez (O'nu kavrayacak şekilde göremez). Halbuki O, gözleri idrak eder. Hazreti Peygamber (asm) miraçtan döndüğünde ne gördün diye sorulduğunda, Ben onu hakkı ile idrak edemedim diye cevap veriyor. Hazreti Ebu Bekir (r.a) Allahın zatı ve sıfatlarını gerçek idrak etmek, idrak edemeyeceğimizi idrak etmektir demiştir. Buradan anlaşılıyor ki, bizim mahiyetini idrak edemeyeceğimiz konularda, daha sağlam olan yol, susmak veya aczimizi itiraf etmek olduğu vurgulanıyor. Susmakta zarar yoktur. Ama idraki mümkün olmayan şeylerde kafa yormak, hem beyhude, hem de risklidir. Zaten, Allah da bunlardan bizi hesaba çekmeyecektir. Zira teklif-i malayutak konulardır. Hatta bizi bu gibi hususlarda men etmiştir. Kab-ı kavseyn ve Hazreti Peygamberin görme keyfiyeti ve makamını daha hiçbir alim, mahiyetini beyan etmemiştir, edemez de. Çünkü idraki mümkün olan konular sınıfından değildir. Hazreti Peygamber de ancak yukarıda ki gibi bir cevap vermiştir. O zaman, doğru olan, miracın anlaşılması muhal olan yeri ile meşgul olmak değil, anlaşılan yeri üzerindeki ibretli levhaları okumaktır. İhtar:Yukarda bahsi geçen konu Allah’ı tamamı ile ihata ederek görmek ve idrak etmenin imkansızlığı ile alakalıdır. Yoksa Allah’ın cennette, miraçta, rüyada, dünyada görülmesi hakdır. Bu ehli sünnetçe kabul edilmiştir. Gelelim hudus bahsine, her kelimenin bir lugat, bir de ıstılah manası vardır. Hudus: Kelime olarak, sonralık ifade eder. Istılah olarakta: Mahlukatın yokken, sonradan, Allah tarafından varlık sahasına çıkması demektir. Bu manası ile, her şey hadistir. İstisna etmek şirk olur. Bu, bütün alimlerce kabul edilmiş bir hakikattır. Bunu felsefeciler bile bu şekil kabul ederler. Hudus kavramına, keyfi, başka bir mana yükleyip ortaya atarsam, bu ilmi ve fenni olamaz. Buna kavram kargaşası denir. Yani, her isteyen, kendine göre mana yükleyemez. Zaten bizim: “Şirk olur” dememiz, hudusun kendi manasına göredir. Yoksa, sizin kendi aleminizde yüklediğiniz manaya göre değildir. İşte kargaşa ve karşılıklı anlaşamama buradan çıkyor. Özetle, insan, hudus ve cismiyetten çıkmadanda, Allah’ı görebilir. Ehl-i sünnetin şu hükmü buna delildir: İnsan, dünya kafası ve gözü ile Allah’ı görebilir denilmiştir. Bütün ilm-i kelam kitaplarında bu vardır. Kaynak olarak, Ömer Nesefi ve İmam Azamın Fıkh-ı ekber şerhini tavsiye edebiliriz. Hatta İmam Azam, rüyasında, kalp gözü ile doksan dokuz defa Allah’ı gördüğünü söylüyor. Aynı şekilde, Ahmed İbn-i Hanbel de gördüğünü söylüyor. Diğer bir husus ise Allah’ı görme mertebesisir. Bu hususta iki mertebe vardır. Biri: Allah’ın kendi zat ve sıfatlarını görmesidir. Bu tam ihata ile olur. Bu Allah’a ait bir mertebedir. Ondan başka hiç kimse, ihata ile Allah’ı göremez. Sebebi ise, sonsuzu, ancak sonsuz bir basar görür ve idrak edebilir. Sonsuz bir basar da sadece Allah’ta vardır. İkinci görme mertebesi ise, mahlukata ait görme mertebesidir. Bu mertebede, kuşkusuz zirvede Allah Resulü vardır. Zaten bu derecelere işaret eden çok hadis vardır. Ama ne kadar zirvede de olsa, birinci görmeye, yani Allah’ın görme derecesine varamaz, yetişemez. Zaten yukarıda bahsi geçen ayet ve hadisler de buna bakar. Şunu da iyi bilmek gerekir ki, Hazreti Peygamberin azamet ve büyüklüğü kulluktadır. Başka şeylerde değildir. Onu, o makamlara çıkaran, Allah’a karşı acz ve fakrını anlamasıdır. Kardeşimizin duygularını anlıyoruz. Ama bazen duyguları ifade etmekte lafızlar dar ve yetersiz kalabiliyor. Biz sizi şirke girmek ile itham etmedik. Sadece, şu düşünce şirktir dedik, bir ikaz, bir tembih için. Son olarak, idrakinde aciz olduğumuz konularda, Selef-i Salihin gibi davranıp, manasını Allah’a havale etmek en garanti yoldur.Yanlış anlaşılmasın, idrakinde aciz olmak demek, ilimsizlikten, cahillikten değil, fıtratımızın onu ihata edememesi demektir. Bu, her kul için aynıdır.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
seyyar
nazik ve kavli leyin ile verdiginiz cevaplardan dolayi tesekkür ediyor, bizlere hüsnü misal oluyorsunuz. Allah üslubunuzdaki nezaketi daim etsin slm
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
cuneyt647
Peygamber (a.s.) mirac'ın nihayetinde ve sair insanların cennette rüyet-i ilahiye mazhar olmaları ya nâs'ın imkân'dan vücub dairesine idhali ile veyahut vücub'un daire-i imkana dehaleti ile mümkündür.İkinci şık bilaşüphe gayrikabil'dir. O zaman mahluk'un kendi ve sair mahlukatın ve bilumum imkânatın mahiyetinden tecerrüden lakin- mahlukiyetinde mahfuzen- kab'ı kavseyne uruc etmesi lazımgelir.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...