Block title
Block content

Enenin mahiyeti bilinmeden, Allah'ı bilmenin mümkinatı yok mudur?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Cenab-ı Hakk'ın isim ve sıfatları mutlak ve ezeli olmasından dolayı, tam manası ile idrak ve ihata edilmesi imkansızdır. Bu yüzden Allah  insana bir takım nisbi ve farazi hisler takmıştır. Bu hislerin veriliş gayesi ise, Allah’ın, mutlak ve mücerred olan isim ve sıfatlarının bir derece anlaşılması ve kıyaslanarak  bilinmesi içindir. Yoksa bu nisbi ve cüz’i olan duygular, sahiplenilip, Yaratıcıya  karşı meydan okuma aracı haline getirmek için verilmemiştir. İnsana verilen bu nispi ve farazi hislere ene denir.

İnsana verilen cüzi ilim, irade, kudret, mülk gibi şeyleri enaniyet farazi olarak sahiplenir. Bu sahiplenme sayesinde ilim, irade, kudret, mülk gibi şeylerin farkına varır ve mahiyetini hisseder. Hiç ilmi ve mülkü olmayan birisi ilim ve mülk sahibi olmanın ne demek olduğunu idrak edemez. Bu yüzden Allah insana ene denilen bir sahiplenme duygusu vererek ilim, irade, kudret, mülk gibi şeylerin mahiyetini kavrattırıyor, onların bir pırıltısını farazi olarak insanın uhdesine koyarak, insanın alemine bir pencere açıyor.

Mesela insan sahip olduğu cüzi ilim ile der, ben şu kadar ilmim ile şu kadar şeyi bilebiliyorum, Allah ise külli ilmi ile her şeyi bilir. Ben cüzi kudretim ile şu evi yaptım, Allah sonsuz kudreti ile kainatı inşa ediyor. Ben şu kadar mülkün sahibiyim, Allah ise her şeyin ve her mülkün sahibidir. Ben ailemin ve hanemin müdebbiriyim, Allah ise bütün mahlukatın müdebbiridir, vs... Daha buna benzer, enaniyete ait bir çok hissiyat ile insan Allah’ın sonsuz isim ve sıfatlarını rasat eder. İşte enenin Allah’ın isimlerine ayna olması bu manayadır.

Ve  ene olmadan ya da enenin bu vasıfları müspet ve hayra kanalize edilmeden, Allah’ı ve sıfatlarını bilmek mümkün değildir. İnsan nasıl akıl olmadan, bir matematik problemini çözemez  ise, ene ve enenin hayır yüzü olmadan da Allah’ı ve onun mutlak sıfatlarını çözemez ve anlayamaz.    

İşte insanın mahiyetinden bir parça olan ene ve benlik duygusunun bir ayine, bir kıyas aracı, bir inkişaf aleti, bir mana-yı harfi, yani Allah’ın isim ve sıfatlarını tarif ve tasvir eden bir harf olması hep bu anlamdadır. İnsan ene ve benlik hissini bu yönde kullanabilir ise, ene insana çok yüksek makamlar ve terakkiler kazandırır. Burada ene ve benlik hissinin insan vücudunda şuurlu bir tel ve insan mahiyetinden ince bir ip olarak tasvir edilmesinin sebebi, ene ve benlik hissinin insan kavramının bütünlüğü içinde bir parça, bir yön olmasındandır. Yani insanın fıtrat ve mahiyeti o kadar geniş ve kapsamlıdır ki, ene ve benlik bu fıtrat ve mahiyette sadece bir bölüm, bir cüz, bir kısım mesabesindedir. Ene ve benlik hissini Allah’ın isim ve sıfatlarını anlamakta ve kavramakta kullanamayanlar, insan mahiyetini ve fıtratını iflas ettirmiş demektir.   

Özet olarak, ene duygusunun hedef ve misyonu Allah’ın mutlak ve kayıtsız sıfatlarına bir mikyas ve bir mizan olmaktır. Benlik duygusu itibari ve vehmi bir duygu olduğu için, insanın nazar ve inancına göre şekilleniyor. İnsanın nazarı ve inancı küfür ve şirk ise, bu duygu kalınlaşıp insanı yutuyor. Nazar iman ve tevhit ise, bu duygu incelip şeffaflaşarak, Allah’ın o mutlak ve kayıtsız olan isim ve sıfatlarına tam bir mikyas ve ayna oluyor. Ve böylece ene duygusu  şerre kabiliyet noktasından sıfırlanmış ve tamamı ile hayra kabil bir alet hükmüne geçmiş oluyor ki, insanın hayatta en önemli hedefi, gayesi ve duası bu olmalıdır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
Yükleniyor...